İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. İsmail Numan Telci, Umman'ın ABD ile İran arasındaki görüşmelerdeki işlevini AA Analiz için değerlendirdi.
***
İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı'nda güvenli geçişin sağlanmasına yönelik müzakereler hız kazanırken, bölgenin tekrar güvenliğine kavuşması yönünde umutlar artıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Körfez ülkelerinin talebi üzerine İran’a yönelik askeri bir operasyondan vazgeçmesi bu süreçte önemli bir gelişmeydi. Bu karar, yalnızca ABD’nin stratejik bir tercihi olmayıp, uzun süre boyunca işleyen diplomatik bir sürecin de kamuoyuna yansıması olarak değerlendirilebilir. Katar'ın gizli temasları ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Washington ile telefon diplomasisi dikkat çekerken, sürecin asıl altyapısını sağlayan Umman, fazla göz önünde olmasa da önemli bir aktördü.
Ağustos ayının ilk haftasında, özellikle hafta sonu yapılan Umman-İran görüşmeleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerin hangi rotadan geçeceği, hangi koordinatlarda ve hangi ülkelerin garantisi altında olacağı gibi teknik detayların belirlenmesi açısından kritik bir öneme sahipti. Boğazın güneyinde yer alması nedeniyle, bu sorulara yanıt verebilecek tek ülke Umman’dı. İran'ın kuzeyde, Umman'ın ise güneyde konumlanması sebebiyle, boğazdan geçen tüm gemiler bu iki ülkenin karasularından geçmek zorundadır. Dolayısıyla güvenli bir geçişin teknik ve hukuki çerçevesi sadece bu iki ülkenin iş birliği ile oluşturulabilir. Görüşmelerin ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Umman ile yeni rota üzerinde büyük ölçüde anlaşmaya varıldığını ve mutabakatın son aşamada olduğunu belirtti. Bu gelişmeler bölgesel tansiyonun azalması ve küresel ticaretin rahatlaması yönünde olumlu sinyaller olarak algılandı.
Umman'ın bu süreçteki merkezi rolü, sadece coğrafi konumundan kaynaklanmaz. Sultan Kabus’tan bu yana devam eden ve bugün Sultan Heysem bin Tarık döneminde de sürdürülen denge siyaseti, Umman’ı etkili bir aktör haline getirmiştir. Genellikle “tarafsızlık” olarak tanımlanan bu yaklaşım aslında stratejik bir tercihe dayanır. Umman, bölgesel bloklaşmaktan kaçınarak hem Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle hem de İran ile sağlıklı ilişkiler geliştiren nadir ülkelerden biridir. Bu politika, imparatorluk geçmişinin bir parçası olarak, farklılıkları yönetme kapasitesini kurumsallaştırmış bir siyasi kültüre dayanmaktadır.
İran ile ilişkiler de bu bağlamda değerlendirilmelidir. 1960-1976 yılları arasında süren Dofar isyanı sırasında dönemin Şah yönetimi altındaki İran’ın Umman’a verdiği askeri destekle temelleri atılan güven ilişkisi, 1979 Devrimi’nden sonra da sürmüştür. Son yıllarda artan diplomatik temaslar, ortak askeri tatbikatlar ve yeni feribot hatları gibi gelişmeler bu bağları daha da güçlendirmiştir. Bu nedenle Tahran, Maskat’ı diğer Körfez ülkelerinden ayrı bir konumda değerlendirmektedir. Bu durum, Umman’ın Tahran’ın füze menzilindeki Körfez ülkeleri arasında nispeten az hedef alınmasına neden olmuştur.
Umman, gerektiğinde ABD ve İran’a uyarılarda bulunmaktan çekinmemektedir. Umman Dışişleri Bakanlığı’nın son haftalardaki açıklamaları, müzakerelerin olumlu ilerlediğine işaret ederken, boğazdan geçen gemilere yönelik saldırıları kınamış ve bu konuda garantör rolü üstlendiğini göstermiştir. Umman, sahada yapılacak hataların müzakereleri nasıl etkileyeceğini bilen bir aktör olarak hareket etmektedir.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin açıklamaları, Umman ile teknik bir anlaşmaya varılması durumunda bile boğazın tamamen açılmasının yeterli olmayabileceğini göstermektedir. İran yönetimi, ABD’nin Haziran ayında imzalanan mutabakata uymasını ve İran limanlarındaki ablukayı kaldırmasını istemektedir. Umman’ın bu süreçteki rolü önemli olsa da, krizin çözümü için tek başına yeterli değildir ve ABD’nin de süreçte aktif bir rol alması gerekmektedir. Ancak, bu görüşmeler Umman’a stratejik bir önem kazandırmış ve Maskat yönetimi kritik bir oyuncu olarak öne çıkmıştır.
Umman’ın bu süreçteki motivasyonunu, dış politikadaki etkisini artırma hedefindeki arabuluculuk çabasıyla sınırlandırmak yeterli değildir. Sultan Heysem liderliğinde Vizyon 2040 projesi kapsamında petrol dışı ekonomiye geçişi hedefleyen Maskat yönetimi, Dukum ve Sohar limanlarındaki büyük yatırımların başarısının bölgesel ticaretin istikrarına bağlı olduğunu bilmektedir. Bu nedenle, Umman’ın müzakerelerdeki ısrarı sadece bir arabulucunun iyi niyet çabası değil, kendi kalkınma stratejisinin sürdürülebilirliğini sağlama amacını taşımaktadır.
İran, müzakereler sonucunda Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin Umman ile birlikte yönetilmesine açık görünmektedir. Bu durum, Hürmüz'ün ortak yönetilen bir su yolu haline gelme olasılığını doğurmuştur. Böyle bir yapı kalıcı hale gelirse, Umman boğazın işleyişinde söz sahibi bir paydaşa dönüşecektir. Bu da Umman’ın bölgesel ve küresel önemini artıracak ve Maskat yönetimine bölgede etkin bir aktör olma fırsatı tanıyacaktır. Bu durum, Umman’ın dış politikasındaki farklı yaklaşımına uygun bir sonuç olacaktır. Kriz süresince gösterilen sabırlı tutum, Umman’ın güvenilir bir aktör olarak profilini güçlendirmiştir ve Hürmüz’de yeni rotanın belirlenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir.
[Prof. Dr. İsmail Numan Telci, İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Direktörüdür.]
* Makaledeki görüşler yazarının kişisel düşünceleri olup, Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Muhabir: Sena Çavuş

Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol