Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde görevli Doç. Dr. Filiz Cicioğlu, İspanya ve Fas arasında gelişen Sebte göç krizinin arka planını AA Analiz için değerlendirdi.
***
2026 Temmuz ayının sonunda Fas'tan İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk bölgesi Sebte'ye (Ceuta) ani bir şekilde on binlerce göçmenin geçişi, Avrupa Birliği'nin (AB) kriz karşısındaki yapısal zayıflıklarını tekrar gözler önüne serdi. Göçmenlerin çoğu kısa bir süre sonra Fas'a geri dönse de, kriz Sebte'nin sınırlarını aşarak Schengen, ortak göç politikaları ve Avrupa'daki dayanışma üzerine yeni bir tartışmayı başlattı.
Sebte'nin konumu, tartışmanın önemini artırıyor. Kuzey Afrika'da bulunan bu şehir, İspanya'ya ait olmasına rağmen AB'nin Afrika'daki kara sınırlarından biri olarak kabul ediliyor. Buradaki bir göç hareketi sadece İspanya'nın değil, aynı zamanda Avrupa'nın dış sınırlarının da bir meselesi. İtalya'nın İspanya'dan gelen üçüncü ülke vatandaşlarına geçici kontroller uygulaması, krizi dış sınır sorununun ötesine taşıyarak, Birlik içindeki serbest dolaşım konusuna odakladı. Madrid'in tepkisiyle birlikte, göç kaynaklı anlaşmazlık iki ülke arasında diplomatik gerilime yol açtı.
Hukuki açıdan Schengen düzenlemeleri, kamu düzeni veya iç güvenliğe tehdit durumunda geçici sınır kontrollerine izin veriyor. Bu nedenle, İtalya'nın kararı yasadışı olarak değerlendirilemez. Ancak, Schengen sadece pasaportsuz seyahatten ibaret değildir; daha geniş bir dayanışma ve ortak sınır güvenliği anlayışını içerir. Kriz zamanlarında üye ülkeler yardım ve koordinasyon yerine kendi sınırlarını koruma yoluna gidiyorsa, sistemin temelindeki güven zedelenir. İtalya'nın adımları Schengen'i yasal anlamda yok etmese de, politik olarak zayıflatmaktadır.
Bu durum, ortak göç mekanizmalarına güven eksikliğini de yansıtıyor. AB, 2015'ten itibaren Frontex'in kapasitesini artırdı, yeniden yerleştirme araçları geliştirdi ve 2026'da Göç ve İltica Paktı'nı kabul etti. Pakt, dayanışmayı kurallı hale getirerek, üye devletlere belirli yardım seçenekleri sunmayı amaçlıyor. Ancak Sebte krizi, var olan kurumsal araçlarla siyasi güven arasındaki farkı ortaya koydu. Üye ülkelerden biri kriz anında hızlı sınır güvenliği önlemlerine yöneliyorsa, sorun düzenleme eksikliği değil, bu düzenlemelere duyulan güvenin yetersizliğidir.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in "İtalya'da göç girişleri daha yüksek" ifadesi, Avrupa içi dayanışmanın zayıf noktalarını gösteriyor. Sanchez, Roma'nın İspanya'yı özel bir tehdit olarak gösterme çabalarını eleştirse de, bu durum Dayanışmayı bir yükümlülükten ziyade rakamlar ve maliyet hesapları üzerine kurulu bir tartışmaya dönüştürüyor. İtalya, İspanya, Yunanistan ve Malta gibi ülkeler daha fazla yük taşıdıklarını belirtirken, Kuzey Avrupa ülkeleri ikincil göç hareketlerinden şikayetçi. Bu durum, dayanışmayı sürekli bir yükümlülük olmaktan çıkarıp pazarlığa açık bir konu haline getiriyor.
Krizin diğer bir önemli boyutu, insani kayıpların siyasi tartışmalarda arka planda kalmasıdır. Düzensiz göç çoğunlukla güvenlik, sınır ve yük paylaşımı kavramlarıyla ele alınırken, göçmenlerin neden bu yolları tercih ettiği ve karşılaştıkları tehlikeler ihmal ediliyor. Oysa ortak Avrupa politikası sadece sınır güvenliğine değil, iltica ve insan haklarının korunmasına da odaklanmalıdır. Aksi takdirde güçlendirilmiş sınır güvenliği, göçü daha tehlikeli hale getirebilir.
AB'nin 2015 sonrasında sınır kapatma eğiliminde olması çeşitli nedenlere dayanıyor. Güvenlik ve kamu düzeni, büyük ölçüde ulusal egemenlik alanı olarak kabul ediliyor. Sınır kontrolleri seçmenlere hızlı bir kontrol mesajı verirken, yeniden yerleştirme daha karmaşık süreçlerdir. Göç karşıtı politikaların yükselişi, ana akım siyaseti daha katı önlemler almaya zorluyor. Geçmiş dayanışma mekanizmalarının başarısızlığı ise ortak çözümlere olan güveni azaltıyor.
Birlik, normal koşullarda ortak kurallar üretebilse de, olağanüstü hallerde -örneğin Kovid-19 krizinde- bu kuralların uygulanması ulusal siyasi hesaplara bağlı hale geliyor. Böylece her kriz, önceden oluşturulan mekanizmaları otomatik olarak devreye sokmak yerine yeni pazarlık ve suçlama dönemine dönüşüyor.
Bu durum, kurumsal öğrenmenin tamamen yok olduğu anlamına gelmez; teknik öğrenme ile siyasi öğrenme arasında bir uyumsuzluk olduğunu gösterir. AB daha güçlü kurumlara ve prosedürlere sahip olsa da, göç kalıcı bir yönetim sorunu yerine geçici bir tehdit gibi algılanmaktadır. Sebte krizi, Avrupa'nın teknik araçlardan ziyade siyasi güven ve otomatik dayanışma eksikliği yaşadığını gösteriyor. Schengen için asıl tehdit geçici kontroller değil, kriz anında risklerin ulusal düzeyde ele alınmasıdır. Avrupa'nın gerçek sınavı, sınırları ne kadar hızlı kapattığı değil, ortak sorumluluğu ne kadar koruyabildiğidir.
[Doç. Dr. Filiz Cicioğlu, Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
* Makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir ve Anadolu Ajansı'nın editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Muhabir: Muhammed Utku Asker

Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol