Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Çin ile Rusya'nın stratejik yakınlaşması üzerine küresel güvenlik yapısındaki değişimleri değerlendirdi.
***
7-8 Temmuz 2026'da gerçekleşen önemli NATO zirvesi, küresel sistemin çok kutupluluğa evrildiği bir dönemde yapıldı. Ankara’da düzenlenen bu zirve, NATO'nun geçirdiği dönüşüm sürecinde kritik bir dönüm noktasını temsil ediyor. Burada esas mesele, NATO içinde olan bu değişimlerin küresel ölçekte ne şekilde yankı bulacağıdır. NATO, yalnızca içsel dinamiklerini değil, aynı zamanda dünya çapındaki güç rekabeti ve Batı dışı aktörlerin tepkilerini doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda, Çin'in 6 Temmuz'da Pasifik Okyanusu'nda gerçekleştirdiği denizaltıdan balistik füze testi dikkat çekmektedir. Bu test, Çin’in nükleer caydırıcılığında önemli bir yapısal değişime işaret ediyor.
Çin, Güney Çin Denizi'nden Pasifik Okyanusu'na doğru JL-2 veya JL-3 tipi balistik füze denemesi yaptı. Bu test, yıllık askerî eğitim programının bir parçası olarak sunulsa da, yaklaşık 7300 kilometrelik menzili ve denizaltı bazlı nükleer kapasitenin görünürlüğü önemli. Denemenin Çin-Rusya Ortak Deniz Tatbikatı ile aynı döneme denk gelmesi, siyasi ve stratejik bir önem kazandırmaktadır. Ancak, Rusya’nın bu teste doğrudan katıldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır.
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ardından Çin ile Rusya arasındaki stratejik yakınlaşma, uluslararası arenada sıkça tartışılmaktadır. Çin, resmi olarak tarafsız bir duruş sergilese de, Moskova ile ilişkileri derinleşmiştir. Mayıs 2026'da iki ülke liderlerinin imzaladığı ortak bildiri, çok kutuplu bir sistemin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu gelişmeler, Çin-Rusya ilişkilerinin daha kurumsal bir yapıya kavuştuğunu göstermektedir. Ancak bu ilişkiyi NATO benzeri bir askerî ittifak olarak görmek yanıltıcıdır. Çin, bağımsız stratejik caydırıcılık kapasitesini geliştirmekte ve Rusya'nın nükleer şemsiyesi altında bir ikincil güç olarak hareket etmemektedir.
Çin, Rusya'nın Avrupa üzerindeki stratejik baskısını Hint-Pasifik'te tamamlayacak şekilde bir strateji geliştirmektedir. Pekin, yalnızca Moskova'nın ortağı değil; aynı zamanda bağımsız bir nükleer güç olarak konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır. Üç kutuplu nükleer sistem, Soğuk Savaş’ın ikili dengesine kıyasla daha karmaşık bir güvenlik ortamı yaratmaktadır.
Çin'in denizaltıdan balistik füze denemesi, NATO'nun Rusya’yı çevrelemeye odaklanan güvenlik mimarisinin, Çin’i daha bağımsız bir nükleer aktöre dönüştürdüğünü göstermektedir. NATO’nun Asya-Pasifik ortaklarıyla ilişkilerini derinleştirdiği bu dönemde, Pekin’in deniz konuşlu caydırıcılığını artırması, ittifakın bölgedeki etkisine verilen bir tepki olarak değerlendirilebilir.
Çin-Rusya ilişkileri, yeni bir stratejik iş bölümü olduğunu düşündürmektedir. Çin, bağımsız bir küresel nükleer güç olarak kendini konumlandırmaktadır. Üç kutuplu nükleer düzen, daha karmaşık bir güvenlik dinamiği yaratmaktadır. Zira bir devlete karşı atılan adımlar, diğer iki devlet tarafından tehdit olarak algılanabilir ve bu da silahlanma yarışını tetikleyebilir.
[1] https://www.csis.org/analysis/chinas-slbm-test-underscores-importance-ballistic-missile-launch-notification-agreement
[2] https://nl.china-embassy.gov.cn/eng/zgyw/202605/t20260520_11914662.htm
[Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazara aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.


Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol