Pros&Cons Güvenlik ve Risk Analizi Direktörü Prof. Dr. Serhat Erkmen, Orta Doğu'da enerji geçiş yollarını yeniden düzenlemeye yönelik "Dört Deniz Girişimi"nin stratejik amaçlarını AA Analiz için değerlendirdi.
***
7 Ekim 2023'ten bu yana Orta Doğu, dünya genelinde fark edilen bir dönüşüm ve güç mücadelesi dönemine girdi. Filistin'den İran'a kadar uzanan bölgede, çatışmaların dinamikleri öyle değişken hale geldi ki her altı ayda bir yeni bir çatışma dalgası ortaya çıkıyor. Ancak bu çatışmalar sadece devletler arasında değil; bölgenin ekonomik ve siyasi yapısını da değiştiriyor.
Kısa süre önceye kadar dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz üreticileri arasında yer alan bazı Arap ülkeleri, ABD/İsrail-İran savaşı nedeniyle yaşadıkları kayıpları telafi için yeni yollar arayışına girdi. Çin ise enerji maliyetlerindeki artış nedeniyle üretim süreçlerinde aksaklıklar yaşarken, Avrupa Birliği ülkeleri ise Orta Doğu'daki çatışmaların herhangi bir krize yol açabileceğinden endişe ediyor. ABD ise, çatışmaların yarattığı enflasyonist etkiler sebebiyle ekonomik planlarında değişiklik yapmak zorunda kaldı.
Bu gelişmeler, Orta Doğu'daki güç mücadelesinin daha somut projelerle gündeme gelmesine neden oldu. Dört Deniz Girişimi, etkilenen ülke sayısı ve ekonomik yönelimlerin değiştirilmesi gibi nedenlerle dikkat çekiyor. 20. yüzyılın sonlarında Orta Asya, Kafkaslar ve Afganistan’da büyük güçlerin mücadele ettiği "Büyük Oyun" kavramı, günümüzde bu projeyle yeniden anılabilir. Aslında, Dört Deniz Girişimi ismi ve ilanı yeni olsa da fikri altyapısı daha eski bir projedir. Önceliği, 2017'de Trump tarafından ortaya atılan "Üç Deniz Girişimi"dir.
"Dört Deniz Girişimi" kavramı ilk defa Atlantic Council'in 26 Mart 2026'da Washington'da düzenlediği ABD-Suriye Enerji Sempozyumu'nda gündeme geldi. ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack konuşmasında, Basra Körfezi, Hazar Denizi, Akdeniz ve Karadeniz'i işaret ederek "Dört Deniz" terimini kullandı. Sempozyum, Suriye enerji yetkilileri ile ABD'li yetkilileri bir araya getiren bir platform olarak, bu girişimin Suriye merkezli bir proje olduğunu gösteriyor.
Proje, Orta Doğu'daki mevcut enerji denklemine ABD lehine bir düzen getirilmeyi hedefliyor. Petrol ve doğal gazın istikrarsız fiyatı ve ulaştırma sorunları, ABD ve müttefik ekonomilerine zarar veriyor. Ayrıca, Çin'in Orta Asya ve Orta Doğu'dan Doğu Akdeniz'e uzanan girişimleri, ABD-Çin rekabetinde ABD'nin aleyhine sonuçlar doğuruyor. Bu proje, enerji piyasalarındaki etkinliği kırmak amacıyla yeni bir düzenleme gerektiriyor.
Dört Deniz Girişimi, Suriye'yi merkez alan stratejik geçiş koridorları kurmayı amaçlıyor. Kuzey/güney ve doğu/batı yönlerinde Orta Doğu ile Avrupa'yı yeniden bağlayacak dört koridor planlanıyor. Bu projede Suriye ile birlikte Türkiye de kritik bir rol oynuyor. Dört denizi bağlayan koridorlar arasında Körfez-Akdeniz Koridoru, Irak-Suriye Koridoru, Hazar-Akdeniz Koridoru ve Arap Gaz Boru Hattı Modernizasyonu bulunuyor. Körfez-Akdeniz Koridoru, Suudi Arabistan, Kuveyt ve BAE'den elde edilen petrolün Ürdün üzerinden Suriye'ye, oradan da Tartus Limanı'na ulaştırılmasını öngörüyor.
Irak-Suriye Koridoru ise, 1979'da kapatılan Kerkük-Banyas petrol boru hattını canlandırmayı amaçlıyor. Bu sayede günlük yaklaşık 1,5 milyon varil petrol taşınarak Irak ve Suriye'nin ekonomik bağlarının güçlendirilmesi hedefleniyor.
Üçüncü koridor, Hazar-Akdeniz Koridoru, Azerbaycan ve Türkmenistan doğalgazının Türkiye üzerinden TANAP ile Avrupa'ya ulaştırılması projesini Suriye'ye genişletiyor. Proje, Türkiye üzerinden Suriye'ye ek bir bağlantı önerirken, dördüncü koridor ise Mısır'dan elde edilen doğalgazı Ürdün, Suriye, Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşımayı hedefliyor. Projenin önündeki en büyük engel, finansman ihtiyacı. Ancak mevcut ekonomik koşullar göz önüne alındığında, bu tür bir projeye katkı sağlamak isteyen devletler sınırlı görünüyor.
Şu anda en uygulanabilir kısım Irak-Suriye Koridoru gibi duruyor. ABD, Irak'ta İran yanlısı bir hükümetin iktidara gelmesini engellemek için çeşitli diplomatik ve ekonomik mekanizmalar kullanıyor. Sonuç olarak, Irak'ın yeni hükümeti ABD'nin petrol sektöründeki girişimlerine destek veriyor. Haziran ayında yayınlanan raporda, Chevron, Hunt Oil ve HKN gibi şirketlerin Irak'ta aktif olduğu, ConocoPhillips ve Qatar Energy'nin Suriye'de önemli ihaleler kazandığı belirtiliyor.
Kerkük-Banyas boru hattı inşaatında bu şirketlerin rolü belirgin. Irak'tan Suriye'ye uzanan M4 otoyolunun rehabilitasyonu da başlamış durumda. Irak ve Suriye'nin enerji işbirliği ekseninde yakınlaştığı ve Bağdat'ı Akdeniz'e bağlayacak yeni güzergah oluşturma çabaları hızla devam ediyor.
Türkiye, projede Suriye'den sonra ikinci büyük kesişim noktasıdır. Trump yönetimi, İran'ın Basra Körfezi'ndeki enerji hatları ve Çin'in Avrupa'ya ulaşımını engellemeyi amaçlıyor. Türkiye, bu noktada önemli bir rol oynuyor.
Kafkasya ve Orta Asya'dan gelecek uluslararası taşımacılık hatlarını Çin'in kontrolünden çıkarmak ve Rusya ile İran'ı engellemek için Türkiye merkezli güzergahlar oluşturmak hedefleniyor. Türkiye, uluslararası ticaretin kesintisiz devam edebilmesi için kilit bir ülke durumundadır.
Kalkınma Yolu'nun, Suriye'nin kuzeydoğusunu da kapsayacak şekilde genişletilmesi tartışılan bir başka konudur. Türkiye'nin kara yolu taşımacılığı ve enerji nakil hatlarında oynadığı rol, Avrupa'nın Rus doğalgazına bağımlılığını azaltmada da önemli bir etken olacaktır.
Orta Doğu'da son otuz yılda birçok iddialı proje ortaya çıktı. Dört Deniz Girişimi, Büyük Orta Doğu Projesi kadar kapsamlı bir dönüşüm öngörmüyor ancak bölgenin ekonomik yapısını değiştirmeyi hedefliyor. Projenin tamamen başarılı olması zor görünse de, Irak ve Suriye üzerindeki etkileri ciddiye alınmalıdır.
[Prof. Dr. Serhat Erkmen, Pros&Cons Güvenlik ve Risk Analizi Direktörüdür.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol