Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan, İstanbul’da düzenlenen NATO Parlamenter/Meclis Başkanları Zirvesi’nin ana gündem maddelerini ve Türkiye’nin NATO içindeki rolünü AA Analiz için değerlendirdi.
NATO Parlamenter/Meclis Başkanları Zirvesi, bu yıl farklı bir formatta, 28-29 Haziran 2026 tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Zirvenin özel önemi, zirve sonucunda elde edilen uzlaşının kapsamına ve NATO İttifakına etkilerine odaklanmadan önce, NATO parlamenter zirvelerinin ne olduğunu hatırlatmak faydalı olacaktır.
NATO Parlamenter Zirvesi'nin yapısı ve işlevi
NATO üyelerinin siyasi iradelerini demokratik bir temele oturtmayı amaçlayan NATO Parlamenter Asamblesi, 1955 yılında “NATO Ülkeleri Parlamento Üyeleri Konferansı” adıyla kuruldu. Daha sonra “NATO Parlamenterler Konferansı” olarak değiştirilen adı, 1999 yılında “NATO Parlamenter Asamblesi - NATO PA” oldu.
Asamble’nin temel amacı, transatlantik ortaklığın karşılaştığı güvenlik sorunlarıyla ilgili parlamentolar arasında karşılıklı anlayışı geliştirmektir. NATO’dan bağımsız olan Asamble, NATO ile üye ülke parlamentoları arasında bir bağlantı sağlar. Asamble'nin temel misyonu, parlamenter farkındalık ve denetim, transatlantik dayanışma, kamuoyu desteği sağlanması ile demokrasi ve hukukun üstünlüğünü tesis etmek şeklinde belirlenmiştir.
Asamble'nin yapısı incelendiğinde, yılda iki kez toplanan Genel Kurul, Başkanlık Divanı ve Sekretarya liderliğinde NATO ile temasa geçen Daimi Komite ile özel alanlara yönelik Komite ve Alt Komiteler ön plana çıkıyor. Parlamenterlerin, diğer meclis görevlerine nazaran özellikle içinde olmak istedikleri bu yapı, NATO ve üye ülkelerin güvenlik ve siyasi elitlerine gayriresmi bir erişim sağlar. Ayrıca Asamble'nin sandalye sayısı üye ülkelerin nüfusuna göre belirlenirken (281), NATO’ya ortak ülkeler ile diğer uluslararası örgütlerin oy hakkı olmayan temsiliyetleri de söz konusudur.
Danışma organı niteliğindeki Asamble, bahar ve yıllık oturumlar kapsamında gündem belirler. Komite, alt komite ve özel çalışma grupları aracılığıyla raporlar hazırlar ve NATO Karargahına sunar. NATO Genel Sekreteri, Asamble’nin toplantılarına katılabilir. Aynı şekilde Asamble Başkanı da gerektiğinde NATO zirvelerine katılabilir veya NATO bürokrasisi ile görüşebilir. Böylece NATO halklarının iradesi ‘bir fikir’ şeklinde NATO’ya adapte edilir. Ayrıca Rose-Roth Programı çatısı altında NATO üyesi olmayan ülkelerde düzenlenen geniş katılımlı faaliyetlerle NATO’nun demokratik dış yüzü ortaklara sunulur.
Hukuken NATO üzerinde bağlayıcı kararlar alamayan Asamble, bir karar organı değildir ancak dolaylı etkiler yaratabilir. Bu kapsamda Asamble, tavsiyelerde bulunur. Genel Sekreter, tavsiyelere cevap vermekle yükümlüdür. Asamble üyesi parlamenterler, kendi parlamentolarında NATO’nun ortak çıkarlarını aktarır ve anlayış birliğini sağlar. Demokratik ülkelerin asli karar verme organı olan parlamentolarda NATO gündemi ile ilgili siyasi mutabakata olanak sağlar. Aynı şekilde Komite raporları da NATO’nun gündeminin belirlenmesine katkı sağlar. Asamble, aynı zamanda gayriresmi bir denetleme ve meşruiyet kaynağıdır. Nihai kertede NATO ülkeleri parlamenterlerinin Türkiye’deki toplantısının hem NATO içinde hem de üye ülkelerin parlamentolarına yansımalarının olacağı iddia edilebilir.
Asamble’nin bahse konu yapısı ve işlevi doğrultusunda NATO Parlamenter Asamblesi, 20 meclis başkanı, 3 meclis başkan vekili, NATO Parlamenter Asamblesi Başkanı Marcos Perestrello ve NATO Genel Sekreter Vekili Radmila Shekerinska ile NATO PA Başkanlık Divanı üyeleri, Dolmabahçe’de bir araya geldi. Gündem, NATO Liderler Zirvesi ve NATO’nun ana istikametiydi. Zirvenin öne çıkan gündemleri neler? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı toplantıda bölgesel ve küresel meseleler ele alındı. Ayrıca parlamento üyeleri, savunma sanayisi firmaları ve teknoloji merkezlerine ziyaretlerde bulundu. NATO Liderler Zirvesi öncesinde bu toplantının gündemini tahmin etmek zor değil. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Anadolu Ajansına verdiği demeçte vurguladığı 3 başlık, aynı zamanda parlamenterleri ve NATO bürokratlarını da meşgul ediyor. Bunlar, savunma harcamaları, Ukrayna’ya verilmesi gereken destek ve NATO 3.0 şeklinde özetlenebilir.
Bahse konu üç başlıktan ilki, savunma harcamaları ancak tutarsızlıkları görmeden savunma harcamalarını hem Asamble’de hem de NATO Liderler Zirvesi’nde sonuçlandırmak pek akıllıca değil. ABD, NATO üyelerinin savunma harcamalarının Amerikan şirketlerine akmasını istiyor. Rusya-Ukrayna Savaşı’na kadar Amerikan güvenlik garantilerinin diyetini ödememiş ve refah devletine dönüşmüş Avrupalılar ise AB savunma fonlarını Avrupalı şirketlere tahsis etmek niyetinde.
Bu noktada ilginç bir detaya dikkat çekmek gerekiyor. Avrupa’nın büyük ordularına sahip ülkeleri Fransa, Birleşik Krallık ve İtalya hala yüzde 2’nin biraz üzerinde savunma harcaması yaparken Almanya, 2025 harcamaları ile yüzde 3’lerin üzerine çıkabilecek. Türkiye'nin gayrisafi milli hasılası (GSMH) ile karşılaştırıldığında, ABD açısından ilginç bir durum ön plana çıkıyor. ABD, 2020 yılında GSMH’sinin yüzde 3,61’ini savunmaya ayırırken bu rakam, 2025 yılı için yüzde 3,22’ye inmiş durumda. Dolayısıyla Avrupalı büyük devletler halen yüzde 2’yi sürdürürken yüzde 3,5 ara hedefinden oldukça uzaklar. ABD ise 2025 yılı için savunma harcamalarını ‘artıran’ değil ‘azaltan’ bir görünüm sergiliyor. O halde NATO Parlamenter Asamblesi’nin gündemini savunma harcamalarının nereye akacağı ve ne miktarda savunma bütçesine ‘Evet’ denilmesi oluşturuyor.
İkinci konu başlığı olan Rusya-Ukrayna Savaşı’na yönelik Avrupa ve Amerikan görüşleri farklı düzlemlerde beliriyor. ABD, Ukrayna’ya desteği Avrupa finansmanına bağımlı hale getirdi. Öte yandan, Ukrayna’ya harcanan kadar bir kaynağı İran’a karşı Körfez’de sarf etti. Rusya’ya yönelik Amerikalıların ‘taviz’ politikasına karşı NATO’nun Avrupalı üyeleri daha radikal bir tavır içinde. Ukrayna’ya 90 milyar avro tutarında AB fonu hazırlayan AB, Rusya’ya karşı ekonomik yaptırım ve izolasyon siyasetinin uygulanmasını talep ediyor. NATO Parlamenter Asamblesi’nin bu konuda iki parçalı bir görünümünün olduğu ifade edilebilir. Avrupalılar ve ABD’liler ayrışırken ABD içinde de Demokratların ve Cumhuriyetçilerin aynı fikirde olmadığı biliniyor. O halde Ukrayna konusunda Avrupalıların ABD’yi Ankara’da ikna etmesi gerekiyor.
Son olarak, NATO 3.0 ön plana çıkıyor. Aslında bu kavram, Avrupalıların kabullenmek zorunda kaldığı bir Amerikan talebi. NATO’nun Avrupa’daki misyonunu iki ana parçaya ayıran bu görüşte konvansiyonel misyonlar, Avrupalılara veriliyor. Rus cephesinde ve güney-güneydoğu kanadında askeri konuşlanma Avrupalılara havale edilirken nükleer şemsiye, teknoloji tabanlı yetenekler ve istihbarat kabiliyetlerinde Amerikan hegemonyası devam ediyor.
"ABD Savaş Bakanı Yardımcısı" Eldrige A. Colby’nin “Strategy of Denial – Geri İtme (veya Reddetme) Stratejisi” kavramsal bağlamda Çin’i ön plana çıkarıyor. İran’a yapılan müdahaleyle kendiyle çelişen bu strateji, Avrupa’ya ‘Başının çaresine bak!’ mesajı vermekte. O halde NATO 3.0’ın kapsamı hem Asamble üyelerinin hem de NATO liderlerinin merceğindeki bir diğer konu.
Bahse konu NATO 3.0 argümanı, NATO üyesi ülkelerin parlamentolarında savunma siyasetlerini farklı bir istikamete savurma potansiyeline sahip. AB, halen bu Amerikan talebi nedeniyle hassasiyet yaşasa da zafiyet içinde değil ancak gelecekte, yeterli kaynak olan Avrupa, bu süreçten bir şartla güçlenerek çıkabilir. O şart da Türkiye’nin Avrupa denklemine dahil edilmesi.
NATO Parlamenter Asamblesi’nin İstanbul toplantısında geri plandaki gündem de aslında NATO ve AB çatısı altında Türkiye’ye biçilecek rolün ne olduğuyla ilgili. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında Türkiye’nin Avrupa savunmasından dışlanmaması gerektiği mesajı net bir şekilde verildi. AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın Asamble sonrasına gelen ziyaretinde de aslında bu talebe yönelik Avrupa’nın yaklaşımı görüşülüyor. Avrupa'nın, dinamik ve yetenekli bir Türkiye ile bütünleşerek savunma yapısı oluşturması lüks değil siyasi, askeri ve jeopolitik açıdan bir zorunluluktur. NATO üye ülkelerinin meclis başkanları ve parlamenterleri de bu argümanı yerinde gözlemledi. Öte yandan, Rum-Yunan oyunlarının etkisi altındaki AB Parlamentosunun da bu olumlu atmosfere dahil edilmesi gerektiği hatırlanmalı.
Doç. Dr. Murat Aslan, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısıdır.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.


Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol