Bianlik
Son Gelişmeler

Modern Savaşın Dönüm Noktası: Hava Savunmasında Kriz ve Operasyonel Bağımsızlık

Esma Tunaboylu•5 dk okuma•40
Kaynak: Anadolu Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

Gelecek dönemde hava ve füze savunmasının başarısı, sadece önleme yüzdesi ile değil, bu başarının sürdürülebilirliği ile ölçülecektir.

Modern Savaşın Dönüm Noktası: Hava Savunmasında Kriz ve Operasyonel Bağımsızlık

Hudson Enstitüsü'nde Kıdemli Savunma Analisti ve NATO Savunma Koleji'nde misafir akademisyen olan Dr. Can Kasapoğlu, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Orta Doğu'daki gelişmelerin savunma yapısını nasıl etkilediğini AA Analiz için değerlendirdi.

***

Eski Sovyet coğrafyası ve Orta Doğu’da süregelen çatışmalar, füzeler ve dronlar gibi düşük maliyetli savunma sistemlerinin giderek daha fazla saldırı odaklı hale geldiğini göstermektedir. Savunma pozisyonundaki taraf, çok sayıda ve farklı istikametten gelen tehditleri sürekli olarak bertaraf etmek zorundadır. Saldıran taraf ise hedefini ve saldırı zamanını seçmekte, farklı silah sistemlerini bir arada kullanabilmektedir. Bu asimetriye, ucuz dronlar ve füzelerin oluşturduğu yoğun saldırı faktörü de eklendiğinde, en gelişmiş hava savunma sistemleri bile mühimmat yetersizliğiyle karşı karşıya kalabilmektedir.

Ukrayna’nın Patriot sistemleriyle yaşadığı mühimmat krizi ve İran ile olan çatışmalarda ABD’nin savunma envanterinde karşılaştığı yetersizlikler, ortak bir tehdidin sonucudur. Sorun, saldırı unsurlarının teknik kapasitesinden öte, saldırı yoğunluğu ile savunma mühimmatı üretimi arasındaki farkın giderek açılmasıdır.

CSIS’in tahminlerine göre, 2026 yılına kadar ABD’nin Patriot füze stoklarının yüzde 65’i tükenmiş olacak. Savaş öncesi 2 bin 330 olan stok seviyesi, 850’nin altına inmiştir. Ayrıca THAAD mühimmat stokunun da yaklaşık 250’ye düştüğü belirtilmektedir. Tek bir PAC-3 füzesinin maliyeti yaklaşık 4 milyon dolardır, bu da ciddi bir savunma ekonomisi sorununu işaret etmektedir.

Hava savunma sistemleri ne kadar ileri teknolojiye sahip olursa olsun, mühimmatsız kalındığında etkinliğini yitirmektedir. Milyonlarca dolara mal olan önleyici füzeleri, düşük maliyetli dronlara karşı kullanmak, saldıran tarafın maliyet avantajını kabul etmek anlamına gelir. Bundan sonraki süreçte hava savunmasının başarısını belirleyen kriter, yalnızca önleme oranı değil, bu başarının sürdürülebilirliği olacaktır.

Ukrayna'nın Avrupa ülkeleriyle başlattığı FREYJA projesi, bu eğilimin bir sonucudur. Program, daha düşük maliyetli bir Avrupa füze savunma sistemi geliştirmeyi ve 2027 yılına kadar prototipini ortaya koymayı hedeflemektedir. Lockheed Martin de yeni bir önleyici füzenin mevcut sistemlerin yarı maliyetine üretilebileceğini duyurmuştur.

Bu gelişmeler, hava savunma ve füze savunma alanında operasyonel bağımsızlığın daha kapsamlı bir şekilde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Operasyonel bağımsızlık, yalnızca yerli üretim değil, üretimden komuta-kontrol sistemine kadar tüm zincirin hızlı ve kararlı çalıştırılabilmesidir. Müttefiklerle işbirliği bir alternatiftir ancak tek bir dış tedarikçiye bağımlılık, stratejik esnekliği azaltmaktadır.

Orta Doğu’daki çatışmalarda veri merkezleri ve deniz suyunu arıtma tesislerinin hedef alınması, modern altyapıların doğrudan hedef haline geldiğini göstermiştir. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda enerji altyapısına yönelik saldırılar da aynı eğilimi Avrupa cephesinde ortaya koymuştur. Hava ve füze savunması, yalnızca askeri hedefleri değil, veri, elektrik ve su altyapısını da korumak zorundadır.

Lockheed Martin’in F-35’i, entegre füze savunması içinde sensör ağı olarak konumlandırması, bu bağlamda önemlidir. Uzay tabanlı sensörler füze atışlarını tespit etmekte, F-35 ise hedef verisi sağlamaktadır. Bu yapı, reaksiyon süresini kısaltabilir ancak mühimmat eksikliğini gidermeye yetmez.

Türkiye, NATO içinde HİSAR ve SİPER sistemleriyle dikkat çeken projeler yürütmektedir. Sıradaki adım, balistik füze önleme alanındaki eksikliğin giderilmesidir. Ayrıca, bu sistemlerin harp durumunda ihtiyaç duyacağı mühimmatın üretimini sağlamaktır. Barış dönemindeki teslimat süreleri, yoğun çatışma dönemlerindeki tüketim ihtiyacını karşılayamaz. Bu sebeple, stok hedefleri, alternatif tedarikçiler ve bağımsızlık kritik öneme sahiptir.

Test rejimleri de önem kazanmaktadır. Hava savunma projeleri, kompleks senaryolarla test edilmelidir. Sensör ağı dayanıklılığı, lançerlerin yeniden doldurulma süresi ve elektronik harp altında sistemin dayanıklılığı ölçülmelidir. Aynı şekilde, saldırı senaryolarında sistemin görevini sürdürebilme kabiliyetine odaklanmalıdır.

Baykar’ın 2026’da gerçekleştirdiği 10 kamikaze İHA ile sürü uçuşu, otonom koordinasyon açısından önem taşımaktadır. Mart ayında yapılan 5 platformlu testin kısa sürede iki katına çıkarılması, algoritmik gelişimin ölçeklenebilirliğini göstermektedir. Gelecekteki saldırı operasyonları, yazılım ve otonomi ile şekillenecektir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin hedefi, sadece daha gelişmiş füze ve dronlar üretmek değil, aynı zamanda NATO uyumlu bir savunma ekosistemi kurmaktır. Füze ve dron çağında operasyonel bağımsızlık, mühimmat eksikliğini hızlıca giderebilme kapasitesi ile ölçülecektir.

[1] Mark Cancian ve Chris Park, "Yenilenen İran Savaşı, Azalan Önleyici Stoklarını Test Edebilir", CSIS, 2026.

[Dr. Can Kasapoğlu, Hudson Enstitüsü Kıdemli Savunma Analistidir. Ayrıca NATO Savunma Kolejinde misafir akademisyen olarak görev yapmaktadır.]

*Bu makaledeki görüşler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Raporlayan: Muhammed Utku Asker

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

Modern Savaşın Dönüm Noktası: Hava Savunmasında Kriz ve Operasyonel Bağımsızlık