Bianlik
Son Gelişmeler

Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Siyasi Birlik mi, Askeri İşbirliği mi?

Şahnur Erbulak•8 dk okuma•50
Kaynak: Anadolu Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan için ortak hareketin amacı, stratejik seçenekleri artırmak, savunma zafiyetlerini azaltmak ve dış politika etki alanını genişletmektir.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Siyasi Birlik mi, Askeri İşbirliği mi?

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nden Prof. Dr. Murat Yeşiltaş, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yapılan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın bölgesel etkilerini ve diğer ülkelerin olası tepkilerini AA Analiz için ele aldı.

***

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik mimarisinde önemli sonuçlar yaratabilecek bir stratejik çerçeve sunuyor. Üç ülkeye yönelik herhangi bir silahlı saldırıyı kolektif olarak ele alacak olan bu anlaşma, mevcut savunma ilişkilerinin ötesine geçiyor ve ortak bir caydırıcılık ilkesine dayanıyor.

Ancak, anlaşmayı yalnızca askeri işbirliği olarak görmek yeterli olmayacaktır. Mekke Ortak Savunma Anlaşması, uluslararası sistemdeki belirsizliğin arttığı, ABD gibi büyük güçlerin güvenlik taahhütlerinin daha seçici hale geldiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu, orta büyüklükteki güçlerin değişen düzene uyum sağlama çabalarını ve stratejik alanlarını genişletme gayretlerini göstermektedir.

Anlaşmanın anlamını tam olarak kavramak için meseleye güç, düzen, devlet kapasitesi ve stratejik bağımsızlık açısından bakmak gerekir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın farklı kapasitelerini ortak bir caydırıcılık çerçevesine nasıl dönüştürecekleri de büyük önem taşıyor. Bu nedenle, anlaşmanın motivasyonunun gerçek bir kriz durumunda nasıl işlerlik kazanacağı sorusu önemlidir.

Mekke Anlaşması’nın ardındaki ilk önemli sebep, uluslararası güvenlik düzeninde derinleşen belirsizliktir. ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığı sürerken, hangi krizde nasıl bir rol üstleneceği giderek daha tartışılır duruma gelmektedir. Asya-Pasifik'te büyüyen rekabet, Amerika'nın güvenlik politikasını daha seçici hale getiriyor ve bu durum Orta Doğu aktörlerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya zorluyor.

Bu, bölge ülkelerinin mevcut ittifakları koruyarak yeni güvenlik kanalları oluşturma arayışında olduklarını göstermektedir. Mekke Anlaşması, stratejik bir çeşitlendirme arayışının sonucudur.

Orta Doğu'daki çatışmaların giderek bölgeselleşmesi ikinci bir önemli faktördür. Gazze'deki savaşın genişleyerek Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, İran ve Körfez'e yayılması, güvenliğin ulusal sınırların ötesinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu yeni ortamda, coğrafi mesafenin güvenliği sağlamadığı görülüyor. İran ya da Yemen'den fırlatılan bir füze Körfez enerjisini hedef alabilirken, Hürmüz Boğazı'ndaki bir kriz geniş bir bölgenin enerji güvenliğini etkileyebilir.

Üçüncü sebep, bölgede askeri güç kullanımının daha az sınırlamaya tabi tutulmasıdır. İsrail ve İran arasındaki çatışma, sadece iki ülkeyi değil, bölgedeki tüm devletlerin güvenliğini etkiliyor. İsrail’in operasyonlarını genişletmesi ve İran’ın kapasitesini artırması, sınır aşan bir savaş riskini artırıyor.

Bu yüzden Mekke Anlaşması'nı sadece belirli ülkelere karşı bir blok olarak görmek doğru olmaz. Daha geniş bir güvenlik endişesi söz konusudur.

Dördüncü sebep, savaşın teknolojik dönüşümüdür. Gelişen füze ve İHA teknolojileri, kritik altyapıları savunmasız bırakıyor. Güçlü bir ordu yeterli değil; istihbarat, hava savunma, elektronik harp ve sürdürülebilir savunma sanayisi de gerekiyor.

Bu ortam orta büyüklükteki güçlerin rolünü artırıyor. Bu güçler, uluslararası sistemde büyük değişiklikler yapamasalar da, bölgesel düzenin oluşumunda etkili olabilirler.

Ortak hareketin amacı büyük bir güce karşı yeni bir denge kurmak değil; stratejik seçenekleri artırmak ve dış politika alanını genişletmektir. Üç ülke, güvenliğin yalnızca dışarıdan sağlanamayacağını anlamış durumda.

Üç ülkenin uzun vadeli ilişkileri de anlaşmanın temelini oluşturdu. Suudi Arabistan-Pakistan savunma ilişkileri, Türkiye-Pakistan askeri işbirlikleri ve Türkiye-Suudi Arabistan yakınlaşması, üçlü çerçevenin oluşumunu kolaylaştırdı.

Mekke Anlaşması, farklı güç profiline sahip üç ülkeyi bir araya getiriyor. Türkiye'nin savunma sanayisi, Pakistan'ın askeri kapasitesi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik kaynakları önemli bir kombinasyon oluşturmaktadır.

Anlaşmanın önemi, bu güç unsurlarının bir araya gelmesiyle oluşan caydırıcılık çerçevesinde yatıyor. Taraflardan birine yapılacak bir saldırı hepsine yapılmış sayılacak ve bu, potansiyel saldırganlar için maliyetli bir girişim olacaktır.

Ancak siyasi irade tek başına yetmez. Ortak tehdit değerlendirmeleri, düzenli toplantılar, istihbarat paylaşımı ve tatbikatlar olmadan, politik bir deklarasyon gerçek bir güvenlik aracına dönüşemez.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye'nin stratejik özerklik arayışının bir yansımasıdır. İttifakları korurken stratejik seçenekleri artırmak ve bağımlılığı azaltmak hedefleniyor.

Ankara’nın NATO üyeliği ile Suudi Arabistan ve Pakistan’la işbirliğini sürdürmesi çelişki yaratmıyor. Bu yaklaşım, bağımlılık ilişkilerini dengeli ve yapılandırılmış bir karşılıklı bağımlılık ilişkisine çevirmeyi amaçlıyor.

Bununla birlikte, anlaşmanın yeni koşulları diğer bölgesel aktörlerin hesaplamalarını da tetikleyebilir. İsrail, anlaşmayı 'Sünni eksenin' gücü olarak görebilir ve bu, önemle izlenmesi gereken bir gelişmedir.

Ancak Suudi Arabistan'ın önceliği, karmaşıklaşan güvenlik ortamında kendi olanaklarıyla ne ölçüde dayanabileceğidir. İran’ın kapasitesi, Husilerin saldırıları ve Amerikan güvenlik taahhütleri belirsizliği, Suudi Arabistan’ı alternatif güvenlik arayışlarına yönlendiriyor.

Bu nedenle Riyad, İsrail'le gelecekteki normalleşme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıyor. İsrail, Filistin meselesinde ciddi bir adım atarsa, Riyad'ın ilişkileri yeniden değerlendirmesi mümkündür.

İsrail’in muhtemel karşı hamlesi, yapının etkisini azaltmak olabilir. Tel Aviv, ABD nezdinde Türkiye’nin Körfez’deki rolünü sınırlamaya ve kendi güvenlik ilişkilerini güçlendirmeye çalışabilir.

İran ise anlaşmayı stratejik bir gelişme olarak görebilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, İran’la doğrudan çatışma istemeseler de İran, üç ülkenin gelecekte birlikte yaratabileceği ortak kapasiteyi dikkate alabilir.

İran’ın anlaşmaya ilk tepkisi, üç ülke arasındaki farklılıklardan yararlanmak olabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ile ayrı ilişkiler geliştirerek ortak bir politikayı engellemeye çalışabilir.

İran’ın bir diğer stratejisi ise asimetrik baskı kapasitesini kullanmak olabilir. Husiler üzerinden Suudi Arabistan’a baskı yapmak, Türkiye’nin çıkarlarını hedef almak veya Körfez’de gerilimi artırmak, anlaşmanın dayanıklılığını test edebilir.

Anlaşmanın gerçek sınaması da burada ortaya çıkıyor. Türkiye ya da Pakistan’ın Suudi Arabistan’a destek verip vermeyeceği veya İran karşısında nasıl bir tavır alınacağı önemli bir soru.

ABD'nin tepkisi ise daha karmaşık olabilir. Bölgesel ortakların kendi güvenliklerini sağlamaya çalışması uzun süredir Amerikan beklentisidir.

Washington, yeni yapının Amerikan çıkarlarıyla ne kadar uyumlu olduğunu değerlendirecektir. Eğer yapı, İran’ı caydırır ve deniz güvenliğini güçlendirirse ABD tarafından desteklenebilir.

BAE de anlaşmayı yakından takip edecektir. Abu Dabi, Türkiye’nin Körfez güvenliğindeki rolünü ihtiyatla değerlendirebilir. Ancak, anlaşma şeffaf bir yapıya dönüşürse daha geniş bir güvenlik diyaloğu mümkün olabilir.

Mekke Anlaşması, henüz tamamlanmış bir askeri ittifaktan çok inşa edilmeye açık bir stratejik çerçeve olarak görülmelidir. Kurumsal ve operasyonel kapasite geliştirilirse, sürdürülebilir bir bölgesel çerçeve doğabilir.

Anlaşma, bölgesel güvenlik düzeninde daha geniş bir değişim işareti olarak kabul ediliyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın bu adımı, kolektif caydırıcılık oluşturma yönündeki yeni eğilimin bir parçasıdır.

[Prof. Dr. Murat Yeşiltaş, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Vakfı Dış Politika Direktörüdür.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Muhabir: Sena Çavuş

​​​​​​​

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Siyasi Birlik mi, Askeri İşbirliği mi?
Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Siyasi Birlik mi, Askeri İşbirliği mi?