İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, İsrail'deki beyin göçünün nedenlerini ve bu durumun ekonomik ve siyasal etkilerini AA Analiz için ele aldı.
Son yıllarda İsrail'de artış gösteren göç hareketi, 7 Ekim 2023'teki saldırılar ve bunu takip eden savaşın bir sonucu olarak görülüyor. Ancak veriler, durumun sadece güvenlik endişeleriyle açıklanamayacak kadar derin olduğunu gösteriyor. Knesset Araştırma ve Bilgi Merkezi'nin 2025 raporuna göre, 2022'de 59 bin 400 olan uzun süreli çıkışlar 2023'te 82 bin 800'e yükseldi. İsrail İstatistik Kurumunun yıl sonu verilerine göre 2025'te yaklaşık 70 bin İsrailli ülkeyi terk ederken, sadece 19 bini geri döndü. Aynı dönemde, ülkeden ayrılan 950'den fazla doktordan, dönenler çıkarıldıktan sonra net kayıp 500'ü aştı. Bu durum, tartışmaları daha fazla beyin göçü üzerine çekiyor. Göçün arkasındaki nedenler neler? 7 Ekim sonrasındaki olaylar önemli bir katalizör olsa da göç eğilimi 7 Ekim'den önce başlamıştı. Netanyahu hükümetinin 2023 başındaki yargı düzenlemeleri, kitlesel protestolara yol açarak, yüksek eğitimli ve küresel bağlantılara sahip kesimlerde ciddi kurumsal güven krizi yarattı. Hükümetin reform adı altında sunduğu düzenlemelere karşı başlayan ve zamanla Netanyahu karşıtı gösterilere dönüşen Cumartesi protestolarında teknoloji çalışanları, doktorlar, akademisyenler ve girişimciler en belirgin aktörlerdi. Bu nedenle, 7 Ekim ve sonrası savaş, yeni bir göç eğilimi yaratmaktan çok, mevcut siyasi ve toplumsal kırılmayı derinleştirdi. Uzayan savaş, yedek askerlik yükü, güvenlik belirsizliği ve yaşam maliyeti artışı, daha önce başlamış olan göç sürecini hızlandırdı.
Ancak asıl mesele, İsrail için göç edenlerin sayısından ziyade kimler olduğudur. Ülkeden ayrılan doktorlar, mühendisler ve teknoloji çalışanları, İsrail ekonomisinin stratejik insan sermayesi havuzunu oluşturuyor. Bu nedenle yaşanan durum, klasik bir nüfus hareketinden ziyade, seçici bir insan sermayesi kaybı olarak değerlendirilmelidir.
İsrail'in uzun süredir övündüğü "Start-up Nation" modeli burada bir paradoks oluşturuyor. İsrail ekonomisinin gücü, doğal kaynaklardan değil, yüksek eğitimli ve yenilikçi insan sermayesinden geliyor. Yüksek teknoloji sektörü gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 18,3'ünü, ihracatın yüzde 58'ini oluşturuyor. Ancak bu durum aynı zamanda kırılganlık yaratıyor. Çünkü İsrail'in en çok ihtiyaç duyduğu kesimler, ülkeyi terk etme kapasitesi en yüksek gruplardır. İsrail İnovasyon Otoritesi'nin Mayıs 2026 raporu bu açıdan dikkat çekicidir. İsrailli özel teknoloji firmalarında çalışanların oranı 2019'da yüzde 69 iken, Mart 2026'da yüzde 62'ye düştü. Aynı dönemde İsrail'deki üst düzey yöneticilerin oranı yüzde 9,6 düşerken, ABD'dekilerin oranı yüzde 5,8 arttı, Ar-Ge istihdamı on yılı aşkın sürede ilk kez azaldı. Bu, İsrail teknoloji sektörünün ortadan kalktığını göstermiyor ancak şirketlerin çalışanlarını ve Ar-Ge faaliyetlerini yurt dışında konumlandırması uzun vadeli bir risk teşkil ediyor. İsrail güçlü teknoloji şirketlerine sahip olmaya devam ederken, bu şirketlerin ürettiği ekosistemin coğrafi merkezi ülke dışına kayabilir.
Beyin göçünün ikinci sonucu ise siyasidir ve daha az tartışılmaktadır. Gidenlerin coğrafi profili bu konuda ipucu veriyor. Knesset raporuna göre 2024'te ülkeden ayrılanların yüzde 14'ü Tel Aviv kaynaklıdır. Bu, kentin ülke nüfusunda daha az yer kaplamasına rağmen, göçün seküler, yüksek eğitimli ve küresel bağlantılı kesimlerde yoğunlaştığını gösteriyor. Yani İsrail sadece doktor veya mühendis kaybetmiyor; ülkenin iç siyasal dengesini oluşturan toplumsal gruplardan biri de zayıflıyor.
İsrail siyasetinin son yıllarda sağa kaydığı ve ultra-Ortodoks ile milliyetçi-dindar partilerin güç kazandığı düşünüldüğünde, seçici göç bu dönüşümü hızlandırabilir. Bu kesimleri göçe iten siyasal yapı, onların gidişiyle daha da güçlenir ve güçlendikçe daha fazla göçe yol açar. Bu durumda sadece ekonomik kapasite kaybedilmeyecek; toplumsal denge de bozulacaktır. Daha milliyetçi ve uyumsuz bir siyasal yapının güçlenmesi, İsrail'in bölgesel diplomatik hareket alanını da daraltabilir.
Bu nedenle İsrail'deki beyin göçünü sadece 7 Ekim sonrası geçici bir savaş etkisi olarak görmek yetersiz olur. Asıl mesele, güvenlik krizi, demokratik gerileme tartışmaları ve ekonomik modelin insan sermayesine bağımlılığının kesişmesidir. İsrail'in karşı karşıya olduğu risk, "Start-up Nation"ın çökmesi değil; onu var eden insan sermayesinin ve yenilik ekosisteminin yavaş fakat seçici biçimde zayıflamasıdır. Mevcut eğilim devam ederse, beyin göçü ekonomik kapasite kaybı ve siyasal dönüşümün birbirini beslediği daha derin bir yapısal soruna dönüşebilir.
[Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nde öğretim üyesidir.]
Makalelerdeki görüşler yazarın kendisine aittir ve Anadolu Ajansı'nın editoryal politikasını yansıtmayabilir.


Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol