Mardin Artuklu Üniversitesi'nden Doç. Dr. Necmettin Acar, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik deniz ablukası kararı ve ABD-İran çatışmasındaki yeni dönemi değerlendirdi.
İran ve ABD, haziran ayında iki ay sürecek bir çözüm yolu üzerinde uzlaşmıştı. Ancak temmuz ayı başlarında karşılıklı saldırılar bu anlaşmayı sekteye uğrattı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme girişimleri ve ABD’nin buna yanıtları, Trump’ın anlaşmazlıkları önemsemediğini belirtmesiyle yeni bir çatışma dönemini işaret ediyor. Bu gelişmeler, bölgesel enerji ve ticaret güvenliğini tehdit eden daha geniş bir çatışma olasılığına kapı açıyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol çabalarına karşılık, ABD ve Körfez ülkelerinin Umman karasularında alternatif bir rota oluşturma çabaları Tahran’ın tepkisine neden oldu. Irak ve Ürdün’deki ABD üslerine saldırılar ve asker kayıpları, Washington’un daha kapsamlı adımlar atmasına yol açtı. Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarını gerekçe gösteren Husiler, deniz ablukası başlatma kararı aldı. Bu adım, çatışmanın Yemen ve Kızıldeniz'e genişleme potansiyelini artırıyor ve İran’ın stratejik bir manevrası olarak değerlendiriliyor.
ABD ve İran arasında imzalanan Mutabakat Zaptı sonrası, Hürmüz Boğazı'nın statüsü ve denetimi konusundaki tartışmalar, sınırlı saldırılarla su yüzüne çıktı. Ankara’daki NATO Zirvesi ardından Trump’ın açıklamaları ve ABD’nin operasyonları, çatışmayı yeni bir aşamaya taşıdı. Anlaşmanın içeriğine dair tarafların farklı yorumları, krizin temel dinamiklerini oluşturuyor.
ABD’nin son dönem saldırılarında İran’ın sivil altyapısı öncelikli hedef haline geldi. Bender Abbas çevresindeki hedeflerin vurulması, İran’ın Hürmüz’deki askeri gücünü zayıflatmayı amaçlıyor. Bu strateji, Washington’un Hürmüz üzerindeki kontrolünü artırmayı hedefleyen geniş bir planın parçası olarak görülüyor.
İran’ın Hürmüz’deki geçişleri kontrol etme çabalarına ABD’nin askeri müdahaleleriyle yanıt verilirken, Tahran’ın Umman karasularında alternatif rota oluşturma girişimlerine sert yanıtı, ABD üslerine saldırılarla sonuçlandı. Bu gelişmeler, ABD’nin İran’a yönelik askeri önlemlerini artırmasına neden oldu. Husilerin açıklamaları, çatışmanın coğrafi kapsamını genişletebilecek bir boyut taşıyor.
Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarını bahane eden Husilerin deniz ablukası başlatması, İran’ın Hürmüz’deki baskıyı başka bölgelerde dengeleme çabasını gösteriyor. Bu adım, Kızıldeniz ve Babülmendep’in jeopolitik önemini artırarak, küresel ticaret ve enerji hatlarını tehdit eden daha geniş bir mücadeleye işaret ediyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, alternatif güzergahların önemini yeniden gündeme taşıdı. Kızıldeniz-Babülmendep hattı ve Füceyre Limanı öne çıkarken, Husi unsurlarının etkisi güvenlik endişelerini artırıyor. Husilerin devreye girmesi, İran’ın bölgesel stratejik hesaplarıyla doğrudan bağlantılı olarak değerlendiriliyor.
Buradaki amaç, Hürmüz’deki İran baskısını Babülmendep ve Füceyre üzerinden yeni bir güç projeksiyonuna dönüştürmektir. Hürmüz Boğazı açık kalırken Babülmendep veya Füceyre’nin kapanması, uluslararası ticaret ve enerji güvenliğine yönelik endişeleri gideremez. İran’ın mesajı açıktır: Bender Abbas’taki saldırılar yoğunlaşırsa, Babülmendep ve Kızıldeniz de baskı altına alınabilir.
Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilanı, stratejik bir mesaj olarak önem taşıyor. Abluka, Suudi Arabistan’ın enerji ihracatını direkt tehdit ederken, İran’ın Babülmendep’i devreye sokma yeteneğini gösteriyor. İran’a yönelik askeri baskının artması halinde, Kızıldeniz-Süveyş hattının da hedef alınabileceği sinyali veriliyor.
ABD’nin Bender Abbas çevresinde yoğunlaşan operasyonları, İran’ın Babülmendep üzerinden karşılık verme olasılığını artırıyor. Bu senaryo, deniz yollarındaki güvenlik krizini bölgesel istikrarsızlık için daha geniş bir unsur haline getirebilir. Körfez’deki Şii toplulukların harekete geçirilmesi, çatışmanın deniz ticaretine ek olarak siyasi ve toplumsal istikrarsızlığı da derinleştirebilir.
Sonuç olarak, İran-ABD gerilimindeki bu yeni evre, önemli deniz ticaret noktalarında genişleme potansiyeline sahiptir. Husilerin müdahalesi, İran’ın vekil güçler aracılığıyla alternatif alanlarda etkili olabildiğini gösteriyor. Hürmüz ve Babülmendep’in aynı anda tehdit altında kalması, küresel enerji piyasaları, deniz taşımacılığı ve lojistik ağlar üzerinde ciddi etkiler yaratacaktır. Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası, İran’ın geniş çaplı bir stratejinin parçası olarak görülmelidir.
[Doç. Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır.]
* Makalelerdeki ifadeler yazarına ait olup Anadolu Ajansı’nın editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol