Bianlik
Son Gelişmeler

Avrupa'nın Geleceği: Stratejik Özerklik mi, Stratejik Sorumluluk mu?

Yağız Erdoğan•7 dk okuma•29
Kaynak: Anadolu Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

Daha fazla savunma harcaması yapan bir Avrupa, teorik olarak ABD üzerindeki yükü azaltırken ittifakın caydırıcılığını artırır. Avrupa'nın stratejik kapasitesinin gelişmesi NATO'ya alternatif üretmez, NATO'nun sürdürülebilirliğini destekler.

Avrupa'nın Geleceği: Stratejik Özerklik mi, Stratejik Sorumluluk mu?

Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr. Tolga Sakman, Avrupa'nın güvenlik yapısındaki dönüşümü AA Analiz için değerlendirdi.

***

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Avrupa'nın güvenliğini yeniden kıta merkezli hale getirdi. Ancak bu süreç, uzun zamandır teorik olarak tartışılan bir soruyu tekrar gündeme getirdi: Avrupa, kendi güvenliğini sağlamak için stratejik kapasiteye ulaşmalı mı, yoksa NATO içinde daha güçlü bir Avrupa sütunu mu oluşturulmalı?

Bu soru, Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde sadece Avrupa'nın değil, transatlantik ittifakın geleceğini de şekillendirecek ana konulardan biridir. Zira bugün Avrupa'nın karşı karşıya olduğu asıl sorun Rusya değil, güvenlik bağımlılığı ile stratejik sorumluluk arasındaki dengesizliktir.

Avrupa düzeyinde stratejik özerklik, ilk olarak 4 Aralık 1998 tarihli Saint-Malo Fransız-İngiliz deklarasyonunda dile getirildi. Ancak "stratejik özerklik" terimi, 19-20 Aralık 2013'teki Avrupa Konseyi toplantısının ardından resmi olarak AB sözlüğüne girdi. Haziran 2016'da AB'nin küresel stratejisi, "Avrupa Birliği'ni stratejik özerklikle donatma" hedefini açıkça ortaya koydu. Bu yönelim, 2022'de kabul edilen Avrupa savunmasına ilişkin AB Stratejik Pusulası adlı belgede de teyit edildi.

Avrupa'nın "stratejik özerklik" tartışması sıklıkla NATO'ya alternatif bir Avrupa savunma sistemi kurma çabası olarak algılandı. Oysa kavramın temel amacı NATO'dan ayrılmak değil, Avrupa'nın kendi güvenliği konusunda daha fazla kapasite ve karar alma yeteneği geliştirmesidir.

Bu noktada temel soru, AB'nin NATO'nun stratejik çerçevesine daha derin bir şekilde entegre olduğu bir "NATO'laşma" sürecinin mi yaşanacağı, yoksa NATO'nun Avrupa'nın güvenlik öncelikleri doğrultusunda yeniden şekillendiği bir "Avrupalılaşma" sürecinin mi ortaya çıkacağıdır.

AB içinde stratejik özerkliğin önde gelen savunucusu olan Fransa, kavramı ortaya çıkaran aktör olarak bilinir. Emmanuel Macron, Cumhurbaşkanlığının ilk günlerinde, Eylül 2017'de Sorbonne'da yaptığı konuşmada "ortak bir stratejik kültür" geliştirme ihtiyacını vurguladı. Bu kavram, daha Atlantikçi bir duruş sergileyen Almanya ile Paris arasında o dönemde bir çekişme konusu oldu. Ancak Macron'un çıkışından yaklaşık 6 yıl sonra Almanya, NATO'nun merkezi rolüne bağlı kalmak şartıyla, Avrupa'nın yeteneklerini güçlendirmeyi desteklemeye başladı. İtalya gibi bazı ülkeler daha temkinli bir tutum sergilerken, Doğu Avrupa ülkeleri Amerikan korumasına olan bağlılıklarını sürdürüyor. Bunun yanında İspanya ve ABD arasındaki ilişkiler son zamanlarda NATO içindeki bu çözülme olasılığını gözler önüne serdi. Pedro Sanchez hükümeti, ortak savunmaya Avrupa katkısını güçlendirme taahhüdünü yineledi, ancak artan askeri harcamalarla ilgili bazı Amerikan taleplerine karşı temkinli bir tavır benimsedi.

Ancak Avrupa'nın güvenlik gerçekliği ile bu siyasi yaklaşım arasında önemli bir mesafe bulunmaktadır.

Bugün Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırdı, ortak mühimmat üretimi programları geliştirdi ve savunma sanayi işbirliğini genişletti. Bu gelişmenin ilk ayağı Avrupa için Güvenlik Eylem Planı (SAFE) olan 2030 Avrupa'yı Yeniden Silahlandırma planıdır. 2021-2027 dönemi için başlatılan Avrupa Savunma Fonu, üye devletler arasında ortak askeri yeteneklerin araştırma ve geliştirilmesini finanse etmeyi amaçlayan, benzeri görülmemiş bir bütçeye sahiptir. Ayrıca, 2021 yılında kurulan Avrupa Barış Fonu, AB'nin dış askeri faaliyetlerini finanse etmektedir.

Buna rağmen kıta, Amerikan stratejik ulaştırma kapasitesi, istihbarat ağları, füze savunması, nükleer caydırıcılık ve ileri teknoloji sistemlerine büyük ölçüde bağımlıdır. Bu nedenle Avrupa'nın yakın gelecekte NATO'nun yerini alabilecek bağımsız bir güvenlik mimarisi kurması yerine, NATO'nun giderek daha fazla Avrupalılaşması daha muhtemeldir.

Aslında son birkaç yıldır yaşanan dönüşüm tam da budur. Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırırken, NATO daha fazla Avrupa liderliği ve sorumluluğu talep eder hale gelmiştir. Özellikle Washington'da giderek güçlenen görüş, Avrupa'nın kendi çevresindeki tehditlerin maliyetini daha fazla üstlenmesi gerektiği yönündedir. Avrupa'nın yeniden silahlanma programları ile NATO içindeki görev paylaşımı tartışmalarının eş zamanlı ilerlemesi de tesadüf değildir. Örneğin kurulduğu günden beri Amerikalı komutanlar tarafından yönetilen Norfolk Ortak Kuvvet Komutanlığı (JFC) İngilizlere, Napoli JFC İtalyanlara, Brunssum JFC ise Almanya ve Polonya ortak komutasına bırakıldı. Son araştırmalar da NATO kurumsal bünyesi içerisinde, Avrupa stratejik özerkliği ile NATO işbirliğinin birbirini dışlayan değil, giderek birbirini tamamlayan süreçler hâline geldiğini göstermektedir.

Dolayısıyla Ankara Zirvesi'nde asıl tartışılması gereken konu, Avrupa'nın NATO'dan ne kadar bağımsızlaşacağı değil, NATO'nun ne ölçüde Avrupalılaşacağıdır. Bu noktada daha güçlü bir Avrupa, doğru tasarlandığında, NATO'yu güçlendirir. Zaten tarihsel olarak NATO'nun en büyük sorunu Avrupa'nın zayıflığı değil, onun öncesindeki yük paylaşımındaki dengesizliktir. Daha fazla savunma harcaması yapan, daha entegre savunma sanayisine sahip ve kriz yönetimi kapasitesi gelişmiş bir Avrupa, teorik olarak, ABD üzerindeki yükü azaltırken ittifakın caydırıcılığını artırır. Avrupa'nın stratejik kapasitesinin gelişmesi NATO'ya alternatif üretmez, NATO'nun sürdürülebilirliğini destekler.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için Avrupa'nın savunma girişimlerinin Birlik üyelerinin birbiriyle ve NATO ile rekabet eden değil, NATO'yu tamamlayan bir mantık üzerine inşa edilmesi gerekir. Bunun için de taktik adımlardan önce Avrupa stratejisinin ve sadece savunma politikası değil bu alanı ilgilendiren ikincil faktörlerin de buna uygun tasarlanması gerekir. Sanayiden insan kaynağına, bütçelemeden dış politikaya kadar birçok alan ortak savunma politikasına uygun hale getirilmelidir. Ayrıca Avrupa'nın savunmasını güçlendirebilmesi için AB'nin, kurumsal yapısından kaynaklanan tıkanıklıkları aşma becerisini de göstermesi gerekecektir.

Birlik üyesi olmayan stratejik ülkeler bu alanda yeniden değerlendirilmelidir. Avrupa'nın gelecekteki güvenlik mimarisi yalnızca "AB ve NATO" ekseninde tartışılamaz. Ankara Zirvesi'nin ortaya koyabileceği en önemli katkı, Avrupa güvenliğinin daha kapsayıcı bir çerçevede yeniden tanımlanması olabilir. Bu yeniden tanımlamada Avrupa güvenliği için Türkiye ile işbirliği de göz ardı edilemez bir faktör olarak değerlendiriliyor.

Türkiye, sahip olduğu askeri yetenek ve kapasitenin yanı sıra önemli bir caydırıcılık unsuru olan diplomatik başarısıyla, Avrupa savunmasına yönelik stratejiler geliştirebilen, deneyim aktarabilen ve uzun vadeli iş birliği sunabilen bir ortak olarak öne çıkmaktadır. Bu noktada NATO'nun dönüşüm sürecinde tarihi öneme sahip olması beklenen Ankara Zirvesi'nde, İttifak'ın bu doğrultuda yeni bir stratejik anlayışa yönelmesi öngörülmektedir. Sonuç olarak, Avrupa'nın geleceği stratejik özerklikten ziyade, stratejik sorumlulukta yatıyor.

[Dr. Tolga Sakman, Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanıdır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

Avrupa'nın Geleceği: Stratejik Özerklik mi, Stratejik Sorumluluk mu?
Avrupa'nın Geleceği: Stratejik Özerklik mi, Stratejik Sorumluluk mu?