Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Orhan Karaoğlu, Orta Doğu'da yaşanan kırılgan ateşkes sonrası yeniden başlayan saldırılar bağlamında bölgesel güvenlik dengelerini AA Analiz için değerlendirdi.
ABD ve İran arasındaki çatışmalar, 7 Temmuz'da yeniden başladı. ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye'de gerçekleştirilen NATO Zirvesi sırasında "İran'la mutabakat benim için bitti. Artık onlarla anlaşmak istemiyorum" açıklamasında bulunarak, ABD ordusuna saldırı emri verdi. ABD ordusu, Hürmüz Boğazı yakınlarında olmak üzere iki gecede yaklaşık 170 askeri hedefi vurduğunu açıklarken, İran da karşılık olarak Kuveyt, Bahreyn ve Katar'daki ABD üslerini hedef aldığını duyurdu. ABD'nin İran'a yönelik saldırılara yeniden başlaması ve İran'ın yaptığı misillemeler, Orta Doğu'nun yeni güvenlik denklemi hakkında önemli ipuçları sundu. Bugün asıl tartışılması gereken, savaşın bitip bitmediği değil, Orta Doğu'nun uzun süreli bir çatışma dönemine girip girmediğidir. İran ve İsrail arasındaki rekabet, nükleer program, bölgesel nüfuz mücadelesi, istihbarat savaşları, siber operasyonlar ve enerji güvenliği gibi çok katmanlı bir jeopolitik mücadeleyi kapsıyor.
Hamaney'in cenaze sürecinde İran'a yönelik saldırılar bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Böylesi sembolik bir dönemde yapılan operasyonlar, sadece askeri hedefleri değil, aynı zamanda psikolojik üstünlüğü ve caydırıcılığı da hedef alıyor. Bu durum İran için misilleme baskısını artırırken, İsrail için de önleyici güvenlik anlayışının devam edeceğini gösteriyor.
İsrail'in 7 Ekim sonrası benimsediği güvenlik yaklaşımı, tehdidi beklemek yerine sürekli baskı altında tutmayı esas alıyor. Tel Aviv yönetimi, İran'ın duraksama dönemlerini yeniden toparlanma fırsatı olarak görüyor. Bu nedenle İsrail'in kısa vadede askeri baskıyı tamamen sona erdirmesi beklenmemelidir. Aynı şekilde, İran da sadece kendi güvenliğini değil, caydırıcılığını ve bölgesel nüfuzunu korumaya çalışacaktır. Böyle bir denklemde tarafların kalıcı bir uzlaşmaya ulaşması oldukça zor görünmektedir.
Trump'ın savaşı sona erdirme isteği, anlaşılabilir bir stratejik hedef olarak değerlendirilebilir. ABD, yeni ve maliyetli bir Orta Doğu savaşına uzun yıllar kaynak ayırmak istemiyor. Washington'un öncelikleri arasında Çin ile stratejik rekabet, ekonomik maliyetlerin azaltılması ve küresel yük paylaşımı yer alıyor. Ancak ABD'nin bu isteği tek başına yeterli değildir. İsrail'in güvenlik kaygıları, İran'ın caydırıcılık arayışı ve bölgesel aktörlerin farklı hesapları, çatışmanın kısa sürede sona ermesini zorlaştırmaktadır.
Bu savaşın etkileri sadece İran ve İsrail ile sınırlı değildir. Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanabilecek her gerilim, enerji arz güvenliğini, petrol fiyatlarını, deniz ticaretini ve küresel ekonomiyi doğrudan etkilemektedir. Dünya ekonomisinin en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz'de yaşanacak herhangi bir kriz, Avrupa'dan Asya'ya kadar geniş bir coğrafyada ekonomik sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle İran-İsrail gerilimi artık sadece bölgesel değil, küresel bir güvenlik meselesidir. Türkiye açısından da yeni dönemin doğru okunması gerekmektedir. Ankara, NATO'nun önemli üyelerinden biri olmasının yanında, İran, Irak, Suriye, Kafkasya ve Doğu Akdeniz'e komşu bir bölgesel güçtür. Bu nedenle yaşanan gelişmeler Türkiye'nin enerji güvenliğini, ticaret yollarını, savunma planlamasını ve dış politikasını doğrudan etkilemektedir.
Önümüzdeki dönemde devletlerin temel sorusu "Savaş bitti mi?" olmamalıdır. Asıl soru, "Uzun sürecek bu yeni güvenlik ortamına nasıl hazırlanacağız?" olmalıdır. Çünkü artık savaşlar kısa süreli cephe çatışmaları şeklinde değil; askeri operasyonların yanı sıra istihbarat faaliyetleri, siber saldırılar, ekonomik yaptırımlar, enerji rekabeti, bilgi savaşı ve vekil aktörler üzerinden yıllara yayılan çok boyutlu mücadeleler olarak devam ediyor.
Sonuç olarak, Orta Doğu'nun önünde kısa süreli bir kriz değil, uzun yıllar etkisini hissettirebilecek yeni bir güvenlik dönemi bulunuyor. Bu nedenle yalnızca ateşkesleri ya da günlük askeri gelişmeleri takip etmek yeterli değildir. Devletlerin, kurumların ve toplumların uzun süreli jeopolitik rekabetin doğuracağı askeri, ekonomik, enerji ve siber güvenlik risklerine bugünden hazırlanması gerekmektedir. Asıl devlet aklı, savaşın ne zaman biteceğini tahmin etmeye çalışmak değil, uzun sürecek bir belirsizlik dönemini yönetebilecek stratejik kapasiteyi bugünden inşa edebilmektir.
Doç. Dr. Orhan Karaoğlu, Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Uluslararası İlişkiler Uzmanıdır.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.


Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol