Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde görev yapan Doç. Dr. Merve Seren, ABD/İsrail-İran Savaşı’nın jeopolitik etkilerini ve çözüm yollarını AA Analiz için değerlendirdi.
Küresel siyaset sahnesi, 28 Şubat 2026’dan beri ABD ve İran arasındaki çatışmaya odaklanmış durumda. "Açık uçlu" ve "kapasite aşındırıcı" nitelikte olan bu savaş, ABD ve İran dışında Körfez ülkeleri ve Orta Doğu gibi geniş bölgelerde de siyasi, askeri, ekonomik ve diplomatik maliyetler doğurmuştur. ABD ve İsrail arasındaki görüş farklılıkları ve savaşın jeopolitik etkisi önem kazanmıştır.
Jeopolitik maliyetler incelendiğinde "ABD/İsrail ve diğerleri" şeklinde bir ayrışma göze çarpmaktadır. Önceden ABD'nin savaşlarını sorgusuz destekleyen NATO müttefikleri bu sefer savaşa katılmaktan kaçınmıştır. ABD ve İsrail arasında savaşın devam etmesine neden olan anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Farklılıklar askeri strateji ve operasyonlardan ziyade, hedefin "nükleer silahlardan arındırma" mı yoksa "İran rejimini devirmek" mi olduğuna odaklanmıştır. Bu hedefler zamanla daha geniş boyutlar kazanmıştır.
ABD ve İsrail'in hedefler konusundaki belirsizliği, askeri operasyonların istenen sonuçları üretmemesiyle jeopolitik bir değişim yaratmıştır. Savaş uzadıkça askeri saldırıların yoğunluğu artmış, maliyetler yükselmiştir. Bu durum, iki ülkede kamuoyunda rahatsızlık yaratmıştır. İran ise stratejik hamlelerle küresel ekonomik dengeleri sarsmıştır.
Bu savaşın ekonomik etkileri ciddi boyutlara ulaşmıştır. Petrol ve altın fiyatlarındaki dalgalanmalar ve borsa kayıpları ekonomik krize yol açmıştır. Denizcilik ve taşımacılık sektörlerinde güvenlik sorunları yaşanmış, bu durum birçok sektörü derinden etkilemiştir.
Bölgede artan jeopolitik maliyet, Körfez ülkelerini diplomatik çözümler aramaya itmiştir. Ancak ABD, İsrail ve İran’ın siyasi duruşları nedeniyle bu süreç karmaşık hale gelmiştir. Üç ülke de kendi çıkarlarından taviz vermek istememektedir.
Askeri ve teknolojik maliyetler de dikkate alındığında, Trump yönetiminin müzakereler sırasında ani saldırılar düzenlemesi dikkat çekmektedir. Uluslararası Çatışma Hukuku belli kuralları öngörse de bu savaşta bunlar göz ardı edilmiştir. İran, bu stratejiyi kendi lehine kullanarak ABD'nin hızlı zafer beklentilerini çürütmüştür.
ABD, İran'ın askeri ve siyasi liderliğini hedef alarak ülkeyi işlevsiz hale getirmeyi planlamıştır. Ancak İran, ABD'nin beklentilerinin aksine savaşı bölgesel ölçekte yaymış ve stratejik saldırılarla karşılık vermiştir.
Son altı aydır devam eden savaşta kara harekatı yapılmamış, hava ve deniz operasyonları ön planda olmuştur. ABD, İran’ın mutabakatı ihlal ettiğini belirterek ardı ardına saldırılar düzenlemiştir. Ancak savaşın askeri maliyetleri yüksektir ve çatışmanın sona ermesi yakın görünmemektedir.
Savaşın askeri boyutları anlık değişiklikler göstermektedir. "İnkar diplomasisi" olarak adlandırılan durum, tarafların uzlaşma konusunda samimi olmaması nedeniyle yaşanmaktadır. ABD, İran'ın güçlü askeri yeteneklerini gözlemleme fırsatı bulmuştur.
Uluslararası camiada, bu sorunun diplomasi olmadan çözülemeyeceği düşüncesi hakimdir. Ancak taraflar ortak bir masa etrafında buluşmayı reddetmektedir. Bu durum, müzakere süreçlerine olan güvensizliği artırmaktadır.
ABD ve İran Hürmüz Boğazı konusunda anlaşmaya varırsa, bu durum ABD’nin üstünlüğünü zedeleyebilir. Hürmüz üzerindeki kontrol yetkisi, denizcilik güvenliğini etkileyebilir. Sigorta maliyetleri ise yüksek kalabilir.
Müzakere tıkanıklıklarına rağmen diplomasinin en iyi çözüm yolu olduğu düşünülmektedir. Körfez ülkeleri çatışmanın tırmanmasını istememektedir ve çatışmanın çözümünde etkili olmak istemektedirler. ABD’nin ve İran’ın tutumları, bu süreçte belirleyici olacaktır.
[Doç. Dr. Merve Seren, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Öğretim Üyesidir.]
* Makalelerde ifade edilen görüşler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Haber: Sena Çavuş

Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol