İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkanı Doç. Dr. Serhan Afacan, ABD ile İran arasında imzalanan İslamabad Mutabakatı'nın Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) ile benzerlikleri ve farklarını Anadolu Ajansı için kaleme aldı.
***
ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Pakistan arabuluculuğunda 17 Haziran'da imzalanan İslamabad Mutabakatı ile ülkelerin nihai bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla 60 gün veya karşılıklı rızayla daha uzun süreli bir müzakere sürecine girmesini sağladı. Böylelikle 8 Nisan'da ilan edilen ateşkesin kırılganlığı azaldı ve iki ülke arasındaki temel sorunların çözümü için gerçekçi bir müzakere zemini oluşturuldu.
Mutabakatın imzalanmasından kısa süre sonra, 21 Haziran'da ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın liderliğindeki heyetler, İsviçre'nin Bürgenstock kasabasında bir araya gelerek Mutabakatın nasıl yol haritasına dönüştürüleceğini tartıştı. 18 saatlik görüşmenin ardından Pakistan ve Katar tarafından yayımlanan ortak bildiride, atılan somut adımlara dair bilgiler verildi.
Buna göre, müzakere sürecini koordine etmek amacıyla kurulacak Yüksek Düzeyli Komite'nin baş müzakerecilerinin sürecin ilerleyişi hakkında düzenli olarak bilgilendirme yapması ve Hürmüz Boğazı'ndan ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla doğrudan bir iletişim hattı oluşturulması kararlaştırıldı. Ayrıca, Lübnan'daki askeri operasyonların Mutabakat zaptına uygun şekilde sona erdirilmesini desteklemek amacıyla, Lübnan'ın da katılımıyla ve arabulucuların kolaylaştırıcılığında bir Çatışma Önleme Hücresi oluşturulmasına karar verildi.
Bu noktadan itibaren sürecin yönünü, tarafların talepler ve taahhütler konusunda nasıl bir orta yol bulacağı ve arabulucu rolü oynayan Pakistan ve Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi devletlerin etkinliği belirleyecektir.
Diğer yandan, söz konusu Mutabakat zaptı sık sık, Temmuz 2015'te imzalanarak Ocak 2016'da yürürlüğe giren ve yaygın olarak İran nükleer anlaşması olarak bilinen Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) ile karşılaştırılmaktadır. Bu nedenle iki metnin benzerlikleri ve farklılıklarını analiz etmek, Washington-Tahran hattındaki mevcut durumu anlamak ve sürecin nereye evrilebileceğini değerlendirmek için faydalı olacaktır.
Öncelikle, İslamabad Mutabakatı'nın nihai anlaşmaya doğru bir ön anlaşma, KOEP'in ise nihai bir anlaşma olduğunu belirtmek gerekmektedir. Bu iki belgenin en temel ortak noktası, her ikisinin de sorunları diplomatik yolla çözme arayışının ürünü olmasıdır. Bunun dışında, bu iki metin bağlam, imzacı taraflar, hukuki zemin, kapsam ve içerik yönlerinden birbirinden oldukça farklıdır.
Bağlam belki de bu iki metin arasındaki en kritik farktır. 2003'teki Irak işgalinden sonra İran üzerinde artan askeri baskı varken, ABD KOEP'e giden süreçte İran'ı ekonomik yaptırımlarla baskı altına alarak anlaşma yapmaya itmişti. Dönemin Devrim Rehberi Ali Hamaney, Eylül 2013’te bu baskının sonucu olarak "kahramanca esneklik" gösterdiklerini ifade ederek müzakerelerin önünü açmıştı.
İslamabad Mutabakatı ise İsrail'in İran'a karşı 13 Haziran 2025'te başlattığı ve ABD'nin 22 Haziran'da İran nükleer tesislerini vurarak dahil olduğu 12 günlük çatışmadan sonra, 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasıyla başlayan süreçte, tarafların kırk gün doğrudan savaşmaları sonrasında imzalandı.
Ayrıca KOEP'ten farklı olarak bu Mutabakat zaptı, İran'da 28 Şubat'ta babası ve selefi Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından 8 Mart'ta Mücteba Hamaney'in yeni Devrim Rehberi seçildiği bir ortamda imzalandı.
Bağlamın diğer bir boyutu da İran'ın nükleer kapasitesiyle ilgilidir. Bugün itibarıyla İran, nükleer programında KOEP'e giden süreçtekinden daha ileri bir aşamadadır. Nitekim halihazırda İran'ın elinde yüzde 60 oranında zenginleştirildiği tahmin edilen 400 kilogram civarında bir uranyum bulunmakta ve bu, müzakerelerde kritik konulardan biri olacaktır.
Hukuki zemin ve imzacı taraf konusu da iki belge arasındaki diğer farklardır. Doğrudan ABD ve İran arasında herhangi bir uluslararası bağlayıcılığı olmadan imzalanan İslamabad Mutabakatı'ndan farklı olarak KOEP, İran ile P5+1 olarak bilinen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) ABD, Çin, Rusya, Fransa ve Birleşik Krallık'tan müteşekkil beş daimi üyesine ilaveten Almanya arasında imzalanan bir belgeydi. 2231 sayılı kararla BMGK tarafından onaylanan anlaşma, uluslararası hukuk açısından güçlü bir zemine sahipti.
İçerik açısından bakıldığında da yalnızca 14 maddeden oluşmasına rağmen nükleer dosyanın dışında Lübnan cephesi ve Hürmüz Boğazı gibi konuları içeren Mutabakat zaptından farklı olarak münhasıran İran nükleer programını ele alan ve amacını "İran'ın nükleer programının tamamen barışçıl olmasını temin etmek" olarak vazeden KOEP, bu konuda ihtiva ettiği teknik ayrıntılar, denetleme mekanizmaları, yaptırımların kaldırılmasına ilişkin detaylar ve uyuşmazlık çözümü gibi konuları içeren 159 sayfalık uzun bir belgeydi.
Bu nedenle İslamabad Mutabakatı'nı KOEP'ten çok "İran’ın nükleer programındaki ilerlemeyi durdurma ve önemli yönlerden geri adım attırma" amacıyla 24 Kasım 2013'te bir "ön anlaşma" olarak imzalanan ve Cenevre ara anlaşması olarak da bilinen Ortak Eylem Planı'na (OEP) benzetmek daha isabetli olacaktır. Nitekim KOEP, bu tarihten itibaren yaklaşık 20 aylık uzun bir müzakere sürecinin ardından ortaya çıkmıştır.
KOEP'e giden süreçte İran heyetine başkanlık eden dönemin İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, anlaşma imzalandığı gün "Bunun tarihi bir an olduğuna inanıyorum" demiş ve eklemişti: "Kimse için mükemmel olmayan, ancak başarabileceğimiz şey olan bir anlaşmaya varıyoruz. Bugün umutlar tükenebilirdi ama şimdi yeni bir umut sayfası açıyoruz."
Ne var ki KOEP etrafında başlangıçta oluşan iyimser beklentiler, Trump'ın Mayıs 2018'de ABD'yi anlaşmadan çekmesiyle karşılıksız kaldı. Takip eden yıllarda anlaşmadan çekilmese de taahhütlerine riayet etmesine rağmen kendisine verilen sözlerin tutulmadığını savunan İran, nükleer programında tepkisel adımlar atmaya başladı. Nihai kertede anlaşmada belirlenen 10 yılın dolmasına kısa süre kala E3 olarak bilinen Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya'nın, Eylül 2025’te anlaşmayla kalkan BMGK'nin İran yaptırımlarını geri getiren "tetik" mekanizmasını işletmesiyle KOEP, hukuken tarihe karışmış oldu.
Tüm bunlara rağmen KOEP, ABD ile İran arasında diplomasinin işleyebileceğini ama diplomasiye zaman vermek gerektiğini gösteren önemli bir tecrübe olarak referans noktası işlevini korumaktadır. Halihazırda Amerikan müzakere heyetinde KOEP'i müzakere edenlerden tamamen farklı isimler olsa da İran heyetinde KOEP sürecinde de aktif olarak yer alan Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bulunuyor. İran'ın önümüzdeki müzakere sürecinde bu tecrübeye ihtiyaç duyacağı açık.
Ancak KOEP'ten farklı olarak İslamabad Mutabakatı'nın oluşumunda Orta Doğu'nun bölgesel perspektifinin ve bölge devletlerinin diplomatik rolünün daha belirgin olduğu görülmektedir. İslamabad Mutabakatı'nı farklı kılan en temel faktörün bu olduğu söylenebilir. Bu nedenle, iki belgenin akıbetinin benzeşip benzeşmeyeceğini zaman gösterecekse de savaş tecrübesi ve bölge devletlerinin süreçteki etkinliği Mutabakat zaptının daha güçlü bir anlaşmayla sonuçlanma olasılığını güçlendirmektedir.
[Doç. Dr. Serhan Afacan, Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsünde Öğretim Üyesi ve İRAM Başkanıdır.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.


Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol