Bianlik
Son Gelişmeler

15 Temmuz Olaylarının FETÖ Bağlamındaki İncelenmesi

Sezen Gürkök5 dk okuma31
Kaynak: Anadolu Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

15 Temmuz'u yalnızca bir darbe teşebbüsü olarak görmek yeterli değil; bu olay, Türkiye'ye yönelik bir işgal girişimi olarak değerlendirilmelidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın direnişi, 2012'den 15 Temmuz'a kadar olan dönemde bu savaşı kaybettirdi.

15 Temmuz Olaylarının FETÖ Bağlamındaki İncelenmesi

Anadolu Ajansı (AA) İstanbul Haberleri Müdürü Muhammed Enes Can, FETÖ'nün örgüt yapısını ve 15 Temmuz işgal girişimine uzanan süreci AA Analiz için değerlendirdi.

15 Temmuz'u sadece "darbe girişimi" olarak tanımlamak, olayın gerçek boyutunu küçültmek demektir. 15 Temmuz 2016'da hedef sadece hükümeti devirmek değil, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti devletiydi. Başarılsaydı, bugün üniter bir yapı yerine bölünmüş bir ülke konuşuyor olabilirdik. 2012'den itibaren, FETÖ'nün açıktan hükümete ve devlete karşı pozisyon aldığı dönemde, Suriye'deki ABD ve İsrail destekli terör koridoru bu çerçevede değerlendirilmelidir. Türkiye'nin doğusunda ve güneydoğusundaki terör örgütleri, iç savaş provaları ile birlikte kitlesel katliamlarla kaos yaratmaktaydı. Bu nedenle 15 Temmuz, bir darbe girişiminden ziyade, yabancı bir aklın işgal girişimi olarak görülmelidir. O gece sahnede olan FETÖ mensuplarıydı, ancak sahneyi kuran akıl başka bir yerdeydi.

FETÖ'yü anlamanın önündeki en büyük engel, onu hala "cemaat" ya da "tarikat" olarak tanımlama alışkanlığıdır. FETÖ'nün elli yılı aşkın geçmişi, klasik bir dini cemaatten ziyade devlet aygıtına sistemli sızma tarihidir. 1975'li yıllarda "devşirme" ile başlayan sızma, 1983-1984 itibarıyla "soru çalma" sistemiyle sistematik hale gelmiştir. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) başta olmak üzere tüm kurumlar hedef alınmıştır.

Örgütü tehlikeli kılan, görünmez olmasıdır. FETÖ, bir terör örgütü olarak, silahlı bir yapı kadar tehlikelidir. 2012'den itibaren, örgüt içinde bir "renklendirme" faaliyeti başlamıştır. Üyeler, devlet operasyonlarına karşı kılıf hazırlamak amacıyla farklı kimlikler benimsemiştir. 28 Şubat döneminde de bu pratiği kullanmış, dindar devlet görevlilerini fişleyerek cuntacılara şikayet etmiştir.

Örgüt, 2012'den sonra kendisine yönelebilecek operasyonlara karşı önlem almaya başlamıştır. Üyeler, örgütten ayrılıp farklı cemaat, parti, dernek gibi yerlere üye olmuştur. 2014'ten sonra gözaltına alınan bazı şüpheliler, örgütle alakasız kurumlara mensup olduklarını savunmuştur. Bu hamle, örgüt lehine kamuoyu desteği oluşturmayı amaçlamıştır.

Örgütün esnekliğinin arkasında "hücre yapılanması" yatmaktadır. FETÖ'nün sızdığı her kurumda, en alttaki üye üstündekini tanımamaktadır. Bu durum, ihlali imkânsız kılan bir kırmızı çizgidir. 15 Temmuz gecesi bu mimari akıl ortaya çıkmıştır. Adil Öksüz, görünürde bir akademisyenken, örgüt içinde TSK sorumlusu olarak görev yapmıştır. Kemal Batmaz ise bir emlakçı olarak bilinirken, darbe gecesi generallere emir vermiştir.

Bu görünmezlik, tam teşekküllü bir enformasyon savaşına dönüşmüştür. Örgüt, sosyal medyada kurduğu Fuat Avni hesabıyla milyonlarca kişiye ulaşmıştır. Paylaşılan bilgilerin sadece bir kısmı doğruydu. Aynı dönemde örgüt, farklı çevrelerle geçici ittifaklar kurarak propaganda cephesi oluşturmuştur. 15 Temmuz'dan sonra bu strateji inkara evrilmiştir. Mahkeme salonlarında, kendilerine ait görüntülerle karşılaşan sanıklar, görüntünün kendilerine ait olmadığını iddia etmiştir.

Örgüt, toplumsal düzeyde de benzer şekilde hareket etmiştir. Farklı grupları birbirine düşürmek, FETÖ'nün ustalıkla kullandığı manevralardan biridir. Deniz Baykal'a yönelik kaset kumpası bunun bir örneğidir. Aynı şekilde MHP’yi ele geçirmek için kurduğu kumpaslarda da benzer bir yol izlemiştir.

Örgütün kod adı kullanması ve iletişimde "ankesör sistemini" tercih etmesi de dikkat çekicidir. 2014'te ByLock uygulamasıyla iletişim kurmaya başlamıştır. Bu yöntemler, örgütün sadece "bir cemaat" olmadığının kanıtıdır.

FETÖ'nün yöntemlerinden biri de insanları kodlayarak bir sınıf oluşturmaktır. Ortaokul çağındaki bir çocuğa "kod" isim verilmesi, örgüte sadakati pekiştirmek içindir. Bu yöntem, illegalite zihniyetiyle genç dimağlara işlenmektedir.

Örgütün siyasi kimliği yoktur; ideolojik değil, pragmatik bir yapıya sahiptir. Güçlünün yanında durmayı tercih etmiştir. Ancak 7 Şubat 2012'de, devlet kurumları içinde güçlendiğine kanaat getirip ilk açık hamlesini yapmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı duruşu karşısında bu savaşı kaybetmiştir.

Bugün örgütün eylem gücü büyük ölçüde kırılmıştır, ancak hala aktif kalma çabasında olduğu görülmektedir. Mensuplarının bir kısmı çeşitli ülkelerde rahatlıkla yaşamaya devam etmektedir. Cezaevinde olanlar ise militanlaşarak tahliye olmaktadır.

FETÖ ile mücadele, sadece hukuki bir dava dosyasına sığdırılamayacak kadar katmanlı bir meseledir. Örgüt, bulundukları coğrafyadaki istihbarat birimleriyle bağlantı kurabilmektedir. Mücadele hukuki alanla sınırlı kalmamalı, bireysel farkındalık ve toplumsal bağışıklık da önemli bir rol oynamalıdır.

Muhammed Enes Can, Anadolu Ajansı İstanbul Haberleri Müdürüdür.

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

15 Temmuz Olaylarının FETÖ Bağlamındaki İncelenmesi
15 Temmuz Olaylarının FETÖ Bağlamındaki İncelenmesi