Bianlik
Son Gelişmeler

Prof. Dr. İsmail Erol Erünsal: Kitaplar, Gazi Ruhunu Canlı Tutmada Önemliydi

Yağız Erdoğan•6 dk okuma•27
Kaynak: Anadolu Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

Osmanlı Devleti'nin 600 yıllık kütüphane kültürünü araştıran tarihçi Prof. Dr. İsmail Erol Erünsal, bu mirası gün yüzüne çıkarıyor.

Prof. Dr. İsmail Erol Erünsal: Kitaplar, Gazi Ruhunu Canlı Tutmada Önemliydi

Padişahların kitaplarla ilişkileri, kütüphane kültürünün sınır boylarına kadar uzanması ve "Kitapların Sultanları" adlı yeni eseri hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulunan Erünsal, Osmanlı padişahlarının entelektüel dünyasına ve kütüphanecilik tarihindeki önemli noktalara dair bilgiler verdi.

Araştırmaları sırasında entelektüel karakteri ve kitap sevgisiyle en çok etkilendiği padişahın Sultan 1. Mahmud olduğunu belirten Erünsal, "Onun dönemi yeni yeni ciddi araştırmalara konu oluyor. Yalova'da bir kağıt fabrikasının kurulması ve İbrahim Müteferrika'dan sonra kapanan matbaanın tekrar açılması onun zamanında gerçekleşti. Ayasofya, Fatih ve Galatasaray gibi üç büyük kütüphane açması sebebiyle 1. Mahmud'un dönemi 'Osmanlı kütüphanelerinin altın çağı' olarak adlandırılabilir." dedi.

Erünsal, Sultan 1. Mahmud'un kitap sevgisinin sınırsız olduğuna vurgu yaparak, şu bilgileri aktardı:

"(1. Mahmud) İstanbul'daki bu kütüphanelerin dışında imparatorluğun en uzak kalelerinde bile kütüphane kurdu. Saltanatının son yıllarında külliyesinde büyük bir kütüphane planladı ve bu kütüphaneye konulacak bazı kitapları hazırlattı. Ancak külliye tamamlanmadan vefat etti. Yerine geçen kardeşi 3. Osman külliyeyi tamamlayarak kendi adını verdi. Ne yazık ki yeni padişah, 1. Mahmud'un vakfettiği kitapların üzerindeki vakıf kayıtlarını kazıtarak kendi mührünü koydurdu."

Osmanlı'da kütüphane kurma motivasyonunun "hayır yapma" ve "sadaka-i cariye" isteği olduğunu vurgulayan Erünsal, bunun İstanbul ile sınırlı kalmayıp imparatorluğun en uzak noktalarına kadar ulaştığını belirtti.

İsmail Erünsal, Osmanlı'da sosyal hizmetlerin vakıflar aracılığıyla yürütüldüğünü anlatarak şöyle devam etti:

"Mektep, medrese, han, hamam, hastane, çarşı, çeşme, tekke, köprü gibi birçok yapı vakıflar aracılığıyla inşa edilip işletiliyordu. Doğal olarak kütüphaneler de bu vakıf sisteminin bir parçasıydı. Vakıf kurmadaki temel motivasyon hayır yapma ve Peygamberimizin hadisine göre 'sadaka-i cariye', yani kişi vefat ettiğinde arkasında devam eden bir amel bırakma arzusuydu. Bu motivasyon ile İslam kültüründeki ilme değer verme, alime hürmet, talebeye destek olma gibi teşvik edici unsurlar kütüphane vakfetmenin önemini ortaya çıkarıyor."

1. Mahmud'un Belgrad Kalesi'nde kurduğu kütüphaneden söz eden Erünsal, "Sır katibinin yazdığına göre padişah, Belgrad kalesindeki kütüphaneye gönderilecek mushafları ve 'kütüb-i nefise'yi inceliyor. Kitaplar Belgrad’a ulaştığında, yerel idarecilere kitapların kütüphane dışına çıkarılmaması için emir veriyor. Büyük bir padişah olmasına rağmen kitaba ve kütüphaneye ilgisi çok büyüktü." dedi.

Erünsal, Osmanlı bürokrasisinde görev alan Reisülküttab Mehmed Raşid Efendi'nin Kayseri'de, 2. Murad devri vezirlerinden Saruca Paşa'nın Gelibolu'da ve 1. Mahmud'un Ayasofya'da kurduğu pek çok kütüphane olduğunu belirtti.

Kitaba erişimde sahafların rolüne de değinen Erünsal, İstanbul ve Edirne’nin kitap temininde kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. "Medrese öğrencilerinin ihtiyaç duyduğu eserler yanında Edirne'deki sahaflar, kıraat meclislerinde okunan kitapların nüshalarını da çoğaltıyordu. 17. yüzyılda Edirne’deki bir sahaf dükkanında, Hamzaname, Battalname, Danişmendname gibi eserlerin kopyaları bulunuyordu. Bu hikayelerin, cihatlarda gösterilen kahramanlıklar etrafında geçmesi önemlidir. Çünkü bu kitaplar bölge halkının dini duygularını canlı tutmada mühim bir rol oynuyordu." dedi.

Erünsal, Osmanlı'da kütüphaneciliğin bireysel bir padişah tutkusundan toplumsal ve kurumsal bir kültüre dönüştüğünü belirtti ve şöyle devam etti:

"Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul'da kurulan medreselerin çoğunda kütüphane, medreseyi tamamlayıcı bir unsur olarak düşünülüyordu. 16. yüzyılda kütüphaneler mahallelere kadar yayılmıştı. 17. yüzyıl sonunda medrese ve türbe kütüphaneleri ile halka açık cami ve tekke kütüphaneleriyle yeni bir kütüphane türü daha eklendi; müstakil kütüphaneler. 18. yüzyılda İstanbul ve diğer şehirlerde hükümdarlar başta olmak üzere devlet adamları, alimler ve diğer sınıflar tarafından çok sayıda kütüphane kuruldu. 19. yüzyılda ise 1. Abdülhamid, vakıf kütüphanelerinin yeniden düzenlenmesini sağladı ve modernleşmenin etkisiyle imparatorluk topraklarında kurulan yüksek okullarda, hastane ve müze gibi kurumlarda genellikle yabancı dilde eserlerden oluşan kütüphaneler kurdu."

Araştırma sürecinde Macaristan Bilimler Akademisi Kütüphanesi'nde korunan 340 sayfalık el yazması kataloğunun Topkapı Sarayı'nın kütüphanesine ait olduğunu belirten Erünsal, "Katalogda Kaşgarlı Mahmud'un Divanu Lugati't-Türk'ünün 1. cildinin saraydaki kütüphanede mevcut olduğu belirtiliyor. Saraydaki bu nüsha, Ali Emiri tarafından alınan ve bugün Millet Kütüphanesi'nde korunan o tek nüsha mı? Saraydan kitapların hediye edilmesi bilinen bir durum. Ali Emiri'den önce bu kitaba sahip olan Nazif Paşa'ya saraydan hediye edilmiş olabilir. Ancak katalogda neden 'birinci cilt' yazıyor? Eğer bu nüsha Ali Emiri nüshasıysa, neden o nüshada birinci cilt olduğuna dair bir kayıt yok? Bu sorulara henüz tatmin edici bir cevap bulamadım. Belki bu kitap ve röportaj vesilesiyle bir bilen çıkar." ifadelerini kullandı.

Dijitalleşen çağda Osmanlı'nın seçkin kitap kültürünün doğru anlaşılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Erünsal, "Kitapların Sultanları" eserine değinerek sözlerini şöyle tamamladı:

"Kitabın ilk bölümünde Batılıların Osmanlı kütüphanelerinden gayrimeşru yollarla çıkarıp kendi ülkelerine götürdükleri kitaplardan bahsediyorum. Örneğin, Batlamyus'un 'Almagest', Piri Reis'in 'Kitab-ı Bahriye', Firdevsi'nin 'Şehname' eserlerinin değerli kopyaları. Bu örnekleri artırabilirim ancak gerek yok. Bugün kültürel mirasın en önemli parçalarını içeren el yazmalarını çok iyi korumalıyız. Bazen yurt dışındaki müzayedelerde ülkemizden kaçırılmış yazmalara rastlıyoruz. Bunlara karşı duyarlı olmalı, takibini yapmalıyız. En önemlisi elimizdeki bütün yazma eserlerin kataloglarını tamamlamalıyız. Nerede ne olduğunu net bir şekilde bilelim ki, bu değerli malzemeden bilim üretebilelim."

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

Prof. Dr. İsmail Erol Erünsal: Kitaplar, Gazi Ruhunu Canlı Tutmada Önemliydi
Prof. Dr. İsmail Erol Erünsal: Kitaplar, Gazi Ruhunu Canlı Tutmada Önemliydi