İstanbul'da her gün binlerce araç Bozdoğan Kemeri'nin altından geçerken, hafta sonları Belgrad Ormanı'nda doğal güzelliklerin keyfi çıkarılıyor ve Taksim Meydanı'nda buluşmalar gerçekleşiyor. Ancak birçok kişi Şehzade Camisi'nin su terazisini veya tarihi çeşmeleri fark etmiyor.
Aslında İstanbul'un bu ünlü mekanlarının önemli bir kısmı, geçmişte aynı su sisteminin bağlantılı parçalarını oluşturan büyük bir mühendislik ağının parçalarıdır.
Günümüze kadar korunmuş olan bentler, su kemerleri, galeriler, maksemler ve çeşmeler, Roma'dan Bizans'a, Osmanlı'dan günümüze kadar uzanan ve İstanbul'un büyümesini sağlayan su medeniyetinin izlerini taşımaktadır.
İstanbul'un su ile olan bağı yaklaşık 19 asır öncesine dayanıyor. Belgelenebilen ilk su yapıları, Roma İmparatoru Hadrian döneminde inşa edilmiştir. Şehir dışındaki su kaynaklarından alınan sular, artan nüfusa cevap vermek için kanallar ve su yolları ile yerleşim alanlarına getirilmiştir.
4. yüzyılda, artan nüfus ile birlikte su ihtiyacı da büyüdü. İmparator Valens döneminde, bugün Bozdoğan Kemeri olarak bilinen Valens Kemeri'nin de parçası olduğu isale hatları ile şehre daha fazla su sağlandı.
Roma ve Bizans dönemlerinde oluşturulan su altyapısı, İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından onarılarak kullanılmaya devam etti.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Mimar Sinan'ın Kırkçeşme Su Sistemi ile İstanbul, o zamanın en gelişmiş su altyapısına kavuştu.
Yaklaşık 55 kilometrelik isale hattı, 33 su kemeri, kilometrelerce uzanan galerileri, kontrol bacaları ve maksemleri ile bu sistem, yalnızca Osmanlı'nın değil, 16. yüzyılın da en büyük mühendislik projelerindendir. Anadolu Ajansı ekibi, bu tarihi su sisteminin izlerini sürdü ve Belgrad Ormanı'ndan başlayan suyun uzun yolculuğunu takip etti.
Bugün birçok İstanbullunun farkında olmadan yaşadığı bu hikaye, Anadolu Ajansı tarafından adım adım takip edilerek gün yüzüne çıkarıldı.
Suyun İstanbul'a olan yolculuğu Belgrad Ormanı'ndaki bentlerde başlıyor. Doğal güzellikleri ile bilinen ormanın derinliklerinde bulunan Valide, Topuzlu, Kirazlı ve Sultan Mahmud bentlerinde toplanan yağmur ve kaynak suları, yıl boyunca tarihi su sistemini besliyor.
Bentlerden ayrılan sular, Kemerburgaz'ın güneyinde bulunan ve yaklaşık 14 metre derinliğindeki Başhavuz'da bir araya geliyor. Burada dinlendirilerek tortulardan arındırılan su, İstanbul'a yönlendiriliyor.
Günümüzde az bilinen ve Mimar Sinan tarafından “Galata Kulesi kadar derin” olarak tanımlanan Başhavuz, farklı kaynaklardan gelen suların birleştiği ve kente doğru yolculuğun başladığı önemli bir noktadır. Başhavuz'dan çıkan su, Mimar Sinan'ın mühendislik harikası olan Mağlova Kemeri'nden geçip İstanbul'a doğru yol alır.
Yaklaşık 36 metre yüksekliğe sahip olan ve iki katlı taşıyıcı sistemi ile dikkat çeken Mağlova Kemeri, suyun vadinin bir tarafından diğer tarafına taşınmasını sağlarken, özgün mimarisi ile dünya su mühendisliği tarihinde önemli bir yapı olarak bilinir.
Suyun şehir merkezine ulaştığı noktada, 16 asırdır İstanbul’un önemli simgelerinden biri olan Bozdoğan Kemeri'nden geçer. Roma İmparatoru Valens döneminde inşa edilen bu kemer, Osmanlı döneminde de kullanılmış ve onarılarak suyun tarihi yarımadaya taşınmasında etkili olmuştur. Taksim'e adını veren maksem bu sistemin bir parçasıdır.
Zamanla İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak için yeni sistemler geliştirildi ve modern barajlar, arıtma tesisleri ve yeni isale hatları kuruldu.
Tarihi bentler, kemerler ve maksemler, günümüzde ağırlıklı olarak kültürel mirasın bir parçası olarak varlıklarını sürdürmektedir. Ancak bazı bentler halen su sistemine katkı sağlamaktadır.
Uzmanlara göre, sadece tek tek anıt yapılar değil, bu yapıların birbirine bağlandığı bütüncül su ağı ve bu ağın anlattığı medeniyet hikayesi de korunmalıdır.
Bu çerçevede, Belgrad Ormanı'ndan başlayan ve tarihi kemerler üzerinden şehir merkezine uzanan Kırkçeşme Su Sistemi'nin bir kültür rotası oluşturması önerilmektedir. 1940'lı yıllarda yol çalışmaları sırasında sökülen tarihi çeşmelerin ihyası da öneriler arasındadır.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Pektaş, suyun tarih boyunca büyük şehirlerin kurulmasında belirgin bir rol oynadığını ve İstanbul'un da bu kapsamda farklı medeniyetlerce sürekli geliştirilen büyük bir altyapıya sahip olduğunu belirtti.
İstanbul'un su sisteminin kökeninin Roma dönemine dayandığını ve Bizans'tan Osmanlı'ya pek çok medeniyetin aynı altyapıyı geliştirdiğini aktaran Pektaş, Roma İmparatoru Hadrian döneminde inşa edilen ilk su tesislerini anlattı.
Büyük Konstantin döneminde Istrancalar ve Çatalca'dan İstanbul'a su getirildiği bilgisine dikkat çeken Pektaş, Belgrad Ormanı'ndan şehre su taşınmasının da 4. yüzyıla kadar uzandığını belirtti. Valens Kemeri de bu su sisteminin önemli parçalarından biriydi.
Osmanlı, İstanbul'u fethettikten sonra Roma ve Bizans'tan kalan su altyapısını koruyarak geliştirmeye devam etti. Fatih Sultan Mehmet'in, harap durumdaki su yollarını yeniden işler hale getirdiği biliniyor.
İstanbul'un en büyük su sistemi Mimar Sinan tarafından inşa edilen Kırkçeşme Su Tesisleri'dir. Bu tesisler, 55 kilometre uzaklıktaki Belgrad Ormanı'ndan İstanbul'a su taşıyan geniş bir sistemdir.
Pektaş, bölgede Roma ve Doğu Roma döneminden kalma su tesislerinin bulunduğunu ancak zamanla bu tesislerin tahrip olduğunu belirtti. Osmanlı, özellikle 16. yüzyılda bu altyapıyı yeniden değerlendirerek Mimar Sinan önderliğinde daha gelişmiş bir sistem kurdu.
Sistemin yalnızca birkaç kemerle sınırlı olmadığını, geniş bir mühendislik ağına sahip olduğunu ve suyun Belgrad Ormanı'ndan iki ana güzergah üzerinden İstanbul'a taşındığını belirtti.
Prof. Dr. Pektaş, doğu kolunda Kirazlı, Topuzlu ve Paşa derelerinden ve batı kolunda ise Ayvat, Orta ve Bakraç derelerinden gelen suların toplandığını belirtti.
Bu iki ana hat, Kemerburgaz'ın güneyindeki büyük havuzda birleşiyor ve burada dinlendirilen su, daha sonra Mağlova Kemeri üzerinden Güzelcekemer ile Taksim Maksemi'ne aktarılıyordu. Su, mahallelere ve çeşmelere dağıtılıyordu.
Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle İstanbul'un artan su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilen tesislerin, tarih kaynaklarında yer alan dikkat çekici ifadeleri de ilgi çekiyor.
Kanuni Sultan Süleyman'ın, Kağıthane ve Belgrad Ormanları çevresinde bir av sırasında su kaynaklarını fark ettiğini ve Mimar Sinan'a bu suların şehre getirilmesi için çalışma başlatmasını emrettiğini anlatan Pektaş, projenin yüksek maliyetine rağmen uygulanmasına karar verildiğini belirtti.
Sistem, yalnızca bent ve kemerlerden oluşmayan, detaylı planlanmış bir mühendislik ağıydı. Doğu ve batıdan gelen sular Kemerburgaz yakınındaki büyük havuzda toplanıyordu.
Yaklaşık 14 metre derinliğindeki bu havuz, Mimar Sinan'ın deyimiyle Galata Kulesi kadar derin bir yapı olarak tanımlanıyor. Burası, doğu ve batıdan gelen suların dinlendirildiği ve ana isale hattına verildiği bir yerdi.
Sistem, galeriler, kontrol bacaları ve ara su kaynakları ile karmaşık bir mühendislik ağına sahipti ve İstanbul'a yaklaşık 30 bin metreküp su sağlanıyordu.
Mimar Sinan’ın bir mühendislik harikası olan Mağlova Kemeri, dünya su mühendisliğinin önemli yapılarından biri olarak kabul ediliyor.
Yaklaşık 36 metre yüksekliğinde ve 250 metre uzunluğundaki Mağlova Kemeri, Osmanlı su mimarlığının öne çıkan eserlerinden biridir. Kırkçeşme Su Tesisleri, zamanla büyük bir doğal afetle karşı karşıya kalmış olsa da birçok yapı günümüzde hala ayaktadır.
Su terazileri, yalnızca suyun basıncını değil, kalitesini de koruyordu. Suyun yer altındaki künkler ve su terazileri aracılığıyla kontrollü şekilde şehre dağıtıldığını belirten Prof. Dr. Pektaş, su terazilerinin önemine vurgu yaptı.
Kemerlerle taşınan suyun bir bölümünün yer altındaki künklerle devam ettiğini ve gerekli görülen noktalara su terazilerinin yerleştirildiğini belirtti.
Su terazilerinden geçen su, maksemlere ulaşıyor ve bu yapılar İstanbul'un su dağıtım sistemindeki en kritik noktalar arasında yer alıyordu.
Su, mahalle maksemlerine ulaşarak yer altındaki hatlarla meydan çeşmelerine, sokaklara ve mahallelere dağıtılıyordu. Eğrikapı Maksemi, Kırkçeşme Su Tesisleri'nin en önemli dağıtım noktalarından biriydi.
Taksim semtine adını veren sekizgen maksem, I. Mahmut döneminde tamamlanmış olup suyu mahallelere ve çeşmelere dağıtan bir yapıydı. Kırkçeşme Su Tesisleri'nin 30'dan fazla çeşmeye su ulaştırdığı bilinmektedir.
Prof. Dr. Pektaş, İstanbul'da milyonlarca kişinin her gün tarihi su yapılarının yanından geçtiğini, ancak bunların aynı sistemin parçaları olduğunun yeterince bilinmediğini ifade etti.
Belgrad Ormanı'nda yürüyüş yapan ya da piknik yapan birçok kişinin yapıların ne olduğunu bilmediğini söyleyen Pektaş, bu yapıların tarihini anlatan tanıtım levhalarının hazırlanmasının önemli olacağını belirtti.
Kırkçeşme Su Tesisleri için kültür turizmine kazandırılması gereken özel bir turistik rota önerisi yapılmıştır. İstanbul'un tarihi su sisteminin kültür turizmine kazandırılması önerisi de bu bağlamda değerlendirilebilir.
Belgrad Ormanı'ndan başlayıp Kağıthane Vadisi'ne uzanan güzergâhta sadece Kırkçeşme Su Tesisleri'ni anlatan özel turistik rotalar oluşturulabilir. Bentler, kemerler ve galeriler bu rota içinde ziyaretçilere anlatılabilir.
İstanbul'un tarihi su yollarının birbirinden bağımsız yapılar olmadığını belirten Pektaş, su sistemi üzerinden İstanbul'un gelişiminin okunabileceğini vurguladı.
Bu ağın, su haritalarına yukarıdan bakıldığında, kentin hangi bölgelerden beslendiğini, hangi alanlarda büyüdüğünü ve yerleşimin nasıl geliştiğini açıkça gösterdiğini belirtti.
Osmanlı'da su, sadece içme suyu değil, şehir yaşamının merkezindeydi. Bunun bir medeniyet projesi olduğunu ifade eden Pektaş, su sisteminin Osmanlı'nın şehircilik anlayışını yansıttığını söyledi.
İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı padişahlarının su tesislerine yeni yapılar eklediğini veya mevcut tesisleri onardığını belirten Pektaş, bu projenin Osmanlı'nın şehircilik anlayışını yansıtan önemli bir proje olduğunu söyledi.
Kırkçeşme Su Tesisleri'ne adını veren tarihi çeşmelerin yeniden canlandırılması gerektiğini belirten Pektaş, bu adımın İstanbul'un su kültürünün yaşatılması açısından önemli olduğunu ifade etti.
Yüzyıllar boyunca İstanbul'a su taşıyan sistemin hafızasını yaşatacak en önemli yapıların Kırkçeşmeler olduğunu belirten Pektaş, sökülen çeşmelerin yeniden ihya edilmesi gerektiğini vurguladı.

Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol