Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı çatısı altında küresel rekabetteki konumlarını sağlamlaştırma çabaları bağlamında, Türkiye'nin şu anda yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıktığı bir temizlenme sürecinden geçtiğini ifade etti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Türkiye’nin Yakın Tarihinde Yaşadığı Badireler ile Fon Soruşturması ve Belediyelerdeki Yolsuzluklar" başlıklı yazılı bir basın açıklaması yayınladı. Bu açıklamasında Bahçeli'nin görüşleri şu şekildedir:
"Türkiye, yıllardır birikmiş olan sorunları çözmek amacıyla, tecrübe ve akıl yoluyla daha iyi, daha refahlı bir geleceğe ulaşma hedefiyle hareket ediyor. Yakın tarihimize baktığımızda, terör olayları, uygulanan ekonomik yaptırımlar, 15 Temmuz hain kalkışması, 6 Şubat Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremler gibi asrın felaketleri, ABD-İsrail-İran savaşı, Ukrayna-Rusya çatışmaları, Suriye'deki iç savaşlar ve diğer jeopolitik riskler ile göç hareketleri dikkat çekmektedir. Ayrıca, Türkiye'nin hasımlarıyla yapılan işbirlikleri sonucunda ülkenin hedef alınması nedeniyle, ülke önemli ekonomik maliyetlerle karşı karşıya kaldı."
"40 yılı aşkın süredir mücadele edilen PKK terörünün Türkiye ekonomisine hesaplanabilir asgari maliyeti, Cumhurbaşkanımızın belirttiği rakamlara göre 2,3 trilyon dolardır. 6 Şubat depremlerinin asgari maliyeti ise 110 milyar doları aşmıştır. ABD/İsrail-İran savaşları ise Hazine ve Maliye Bakanlığı açıklamalarına göre, piyasa müdahaleleri, rezerv etkileri, enflasyon dinamikleri, enerji ve yakıt maliyetleri, dış ticaret ve turizm riskleri ile finansal piyasalar üzerindeki etkileri sebebiyle Türkiye ekonomisine önemli yükler getirdi."
"Küresel petrol arzındaki kesintiler, geçmiş dönemlerde yaşanan benzer şoklardan daha büyük boyutlara ulaştı. Petrol fiyatlarının piyasalarda yüksek seviyelerde fiyatlanması, doğrudan ve dolaylı yollarla enflasyon hedeflerinin sapmasına neden oldu. Savaş, sadece enerji piyasalarını değil; gübre ve çip üretiminde kullanılan ham maddeler dahil birçok stratejik ürünü etkiledi. Küresel tedarik zincirlerinde ortaya çıkan aksaklıklar finansal koşulları sıkılaştırdı ve dış ticaret dengesini olumsuz etkiledi. Türkiye'nin jeopolitik olarak zorlu bir konumda olması ve savaşların yarattığı belirsizlikler önemli risk faktörleri oluşturdu."
"Yukarıda vurguladığım gelişmeler, ülkeyi kalkınma yolunda sekteye uğratırken aynı zamanda ekonomik istikrarı da bozdu ve sürdürülebilir bir düzenin oluşmasını engelledi. Küresel ölçekte yaşanan krizlerin maliyeti, ülkenin yüksek kırılganlığı nedeniyle daha fazla hissedilmiştir."
"Türkiye, pandemi sürecini dünya çapında takdir edilen bir düzen içerisinde, hiçbir vatandaşını mağdur etmeden yönetmeyi başardı. Uluslararası ekonomik yaptırımlar ise ülkenin ticaret yapısını ve uygulanan ekonomik ve sosyal politikalarını olumsuz etkiledi. 15 Temmuz gecesi ülkenin işgal edilme ihtimali varken, ekonominin de çökeceği endişesi mevcuttu."
"Tüm bu olumsuz koşullara rağmen, Türkiye bugün milli gelirini 1,7 trilyon dolara, kişi başına düşen milli geliri ise 18 bin dolara yükselterek güçlü bir ekonomik yapı sergiliyor. Ülke, düşük işsizlik oranlarına, yüksek ihracat potansiyeline, sürdürülebilir bir cari açığa, etkin bir borç yönetimine ve bütçe dengesine sahip."
"Cumhur İttifakı olarak küresel rekabette yerimizi ararken Türkiye, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarıldığı bir arınma sürecinden geçmektedir."
"Bankacılık sistemi ve sermaye piyasaları istikrarını korumaktadır. Elbette toplumun tüm kesimlerinin, emeklilerden çiftçilere, esnaflardan çalışanlara dair sorunları bulunmaktadır ve bu sorunların hızla çözülmesi gerekmektedir."
"Cumhur İttifakı olarak küresel rekabetteki konumumuzu güçlendirirken Türkiye, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıktığı bir arınma sürecinden geçmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde başlayan yolsuzluk, rüşvet ve ahlaksızlık skandalları, ülkenin birçok yerindeki belediyelere yayılmıştır. Son iki yıl içinde, çok sayıda belediye hakkında rüşvet, irtikâp, ihaleye fesat karıştırma ve örgütlü yolsuzluk iddialarıyla resmi soruşturmalar yürütülmektedir. Dava süreçleri devam etse de, soruşturmalara konu olan iddialar, ifadeler ve kamuoyuna yansıyan bilgiler, olayların boyutunun büyük olduğunu ve ciddi bir şekilde ele alınmasını zorunlu kılan bir tablo çizmektedir. Belediyeler, esasen siyasi bir iktidar alanı olmaktan ziyade kamusal bir emanettir. Bu nedenle, bu kurumları yönetenlerin yasal ve ahlaki sorumluluklarını içselleştirmeleri ve görevlerini bu sorumluluk bilinciyle yerine getirmeleri gerekmektedir. İhale, imar, ruhsat, taşınmaz işlemleri, iştirakler, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunun konusu olmanın ötesinde, ahlak ve yönetişim sorunları olarak değerlendirilmelidir. Bu tarihi yolsuzluk skandalının mali boyutunun kamuoyu tarafından merak edildiği açıktır. Yargı kararları, Sayıştay ve ilgili denetim kurumlarının tespitleri aracılığıyla kamu zararının net bir şekilde ortaya konulması, yolsuzlukların maliyetinin kamuoyunda paylaşılması ve bu durumun toplumsal vicdanı rahatlatması kaçınılmazdır. Yolsuzluklarla kaybedilen kamu zararlarının geri alınarak emekliler ve dar ve sabit gelirli vatandaşlara dağıtılması ve onların refahına harcanması gerekmektedir.
"Fon soruşturması kapsamında yapılan gelişmeler, dar kapsamlı bir grubun yasalara aykırı hareket ederek piyasayı manipüle ettiği yönündedir."
"Fon soruşturması hakkındaki açıklamalarında Bahçeli, son günlerde yaşanan gelişmelerin, dar bir grubun kanunları ihlal ederek piyasayı manipüle ettiğini gösterdiğini belirtti. Devlet kurumları ve yetkili kişilerin açıklamalarından duruma hakim olduğu, suçluların tespiti ve mağdurların haklarının giderilmesi için bir yol haritasının belirlendiği ve uygulamanın başladığı anlaşılmaktadır. Türkiye ekonomisinin istikrarı doğrudan finansal istikrara bağlıdır. Finans sistemi güven temeli üzerine inşa edilmiştir. Vatandaşlar, özellikle küçük yatırımcılar, paralarını bankalara veya sermaye piyasası araçlarına yatırırken, yalnızca bir finansal ürüne değil, aynı zamanda bu sistemi yöneten, denetleyen kurumsal yapıya da güven duyarlar. Bu nedenle finansal piyasalarda bir manipülasyon iddiasının zararı sadece yatırımcıların kaybıyla sınırlı kalmaz; güvenin sarsılması, piyasaların tamamını, ilgili kurumları ve genel ekonomiyi etkileyebilir."
"Vatandaşlarımızın yüksek enflasyon ortamında, çalışarak elde ettikleri tasarrufların satın alma gücünü koruma arzusundadır. Bu güvenceyi sağlayacak etkin bir mekanizmanın var olup olmadığını sorgulamaları, konuyu sadece ekonomik bir meseleden çıkarıp, bir sistem, yönetim ve toplumsal güven meselesine dönüştürmektedir."
"Finansal piyasalarda meşru yollarla vatandaşların tasarruflarını değerlendirme isteği doğal bir durumdur. Bazı yatırımcıların risk alma eğilimi ise kendi tercihleri dahilindedir. Buradaki esas mesele, söz konusu fonların yönetimi sırasında finansal sistemi ve ekonomiyi istikrarsızlaştırma, bilgi sızdırma, piyasa bozucu işlemler, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma gibi yasa dışı faaliyetlerin olup olmadığıdır. Fon piyasası, tasarruf sahiplerinin getiri aradığı bir alan olmasının yanı sıra, genel ekonomi piyasalarının güven ve istikrarını da doğrudan etkilemektedir."
"Türkiye'de yaşanan sorunun temelinde kurallardan ziyade uygulamaların kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Gözetim, denetim mekanizmalarındaki eksiklikler, aksaklıklar ve yetersizlikler, bu sorunun ana nedenlerini oluşturmaktadır. Bu nedenle, yatırımcıların güven duyacağı bir finansal sistemi tesis edecek ve bu sistemi sürekli kılacak hukuki, idari ve yapısal tedbirler alınmalıdır."
"Kamuoyuna yansıyan beyanlarda, belediyelerde isteme ve çökme yoluyla gerçekleşen açık bir yolsuzluk ve rüşvet döngüsünün varlığı gösterilmektedir. Fon piyasasındaki olaylar ise manipülasyonların yapıldığı, isteğe bağlı bir tasarruf alanı olarak nitelendirilebilir. Burada yolsuzlukları birbirine yarıştıran veya bir tarafı masumlaştırmaya çalışan bir yaklaşım benimsenmemektedir. Bir gerçeğe dikkat çekmek istiyor; adı eski zihniyeti benimsemiş siyasetçilerin, toplumu istismar etmeye ve farklı bir yöne çekmeye çalışırken, belediyelerdeki hukuksuzlukların üstünü örtmeye yönelik girişimlerde bulunmamaları gerektiğini ifade ediyor. Bu durumun kimseyi ikna edemeyeceğini vurguluyor."
"Her siyasi partinin Türkiye partisi olması, öncelikle Türkiye'yi temsil etmesidir."
Birlik ve beraberliğin önemine dikkat çeken Bahçeli, Türkiye'nin Cumhur İttifakı birlikteliği sayesinde her türlü sorunun üstesinden gelebileceğini, her türlü fitneyi, ihaneti bertaraf edebileceğini ve Türkiye hasımlarının stratejilerini boşa çıkarabileceğini kaydetti. Çağrısı, siyasetin önemli konulara odaklanması, iktidar değişse bile ülkenin zarar görmemesi anlayışıyla yaklaşılmamasıdır. Her siyasi partinin Türkiye'yi temsil etmesi, her şeyden önce Türkiye demektir. Türkiye, yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmalarına maruz bırakılmamalıdır. Bu durumların bir arınma, aklanma ve sorunun kökenine odaklanma fırsatı olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede, yapısal sorun ağlarının bütüncül bir şekilde incelenmesi ve bunların kalıcı çözümlerle ortadan kaldırılması iradesinin gösterilmesi önemlidir. Adaletin, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve devletin temel taşı olarak kabul edildiğini belirtti.
"Devletin düzen ve işleyişinin yalnızca hukuk aracılığıyla mümkün olabileceğine değinen Bahçeli, "Amacımız, güçlü bir ahlak zemini üzerinde birey, toplum ve siyaset için sağlam bir temel oluşturmaktır. Devletin sütunlarını bu zeminden inşa etmek ve adalet çatısını bu sütunların üzerine yerleştirmek esastır. Ahlaki temelleri zayıf olan bir devletin adalet yapısı da çöküşe mahkumdur. Kınalızade Ali Efendi'nin 'Daire-yi Adliyesinde' vurguladığı gibi, 'Adalet, dünya genelinde huzurun ve kurtuluşun temelidir. Dünya bir bağ ise, duvarı devlettir.' Devletin ahlakını oluşturan adalet ise, her bir bireyin haklarının korunması ve gözetilmesi anlamına gelir. Zira devletin düzeni ve işleyişi hukuka tabidir."
"Türkiye'nin millî yükseliş iradesiyle büyük bir siyasi kararlılık sergilediği, ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, savunma sanayisi gibi birçok alanda dünya çapında önemli ilerlemeler kaydettiği ve 'Terörsüz Türkiye' ile 'Terörsüz Bölge' hedefleri doğrultusunda atılan adımların sonuçları göz önüne alındığında, oluşan huzur ve güven ortamını sabote etmeye yönelik girişimler kabul edilemezdir. Bu olaylar, bir yandan ahlak, adalet ve güven zafiyetlerine yol açarken, diğer yandan gayrihukuki ve gayriahlaki olayların toplumun tamamına, devlet organlarının tamamına ve kurumların işleyişine genel duruma dahil edilerek yönetilemeyen bir ülke imajı oluşturulmasının hedeflendiği ve bu doğrultuda sosyal hareketlenmenin umulduğu dikkat çekmektedir."
"Bu gelişmeler birbirinden bağımsız adli ve siyasi olaylar olarak değerlendirilebilse de, daha köklü ve yapısal sorunlarla birlikte ele alınmalıdır. Bu sebeple, nerede ve kiminle ilgili olursa olsun; yolsuzluk, usulsüzlük, kamu malının istismarı, kuralların ihlali ve benzeri bir suç mevcutsa, hukuki çerçevede, suçun niteliğine, suçun isnatlandığı kişinin kimliğine veya kişiliğine bakılmaksızın üzerine gidilmelidir. Bu yaklaşım çerçevesinde; ahlak, adalet, liyakat, hakkaniyet ve hesap verebilirlik ilkeleri temelinde, 'temiz siyaset, temiz yönetim ve müreffeh toplum' hedefi somut bir zihniyet ve ahlaki reform programına dönüştürülmelidir."



Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol