Bianlik
Son Gelişmeler

Netanyahu'nun Döneminde ABD-İsrail İlişkilerinde Dönüşüm

Yağız Aclan6 dk okuma17
Kaynak: Anadolu Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

Netanyahu'nun başbakanlık döneminde dört ABD başkanıyla yaşanan gerilimler, Amerikan kamuoyunun İsrail'e bakışını önemli ölçüde etkiledi.

Netanyahu'nun Döneminde ABD-İsrail İlişkilerinde Dönüşüm

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki görüş ayrılıkları, son dönemde giderek daha belirgin hale geldi ve bu durum Amerikalı yetkililerce daha sık dile getirilmeye başlandı.

Netanyahu'nun ABD'yi ziyaret etme ve başkanla görüşme girişimlerinin sonuçsuz kalması, bu gerilimin son somut örneği olarak dikkat çekti.

İsrail Başbakanı, ABD'ye yapmayı planladığı ziyareti iptal ettiğini duyurdu ve bunu Senatör Lindsey Graham'ın cenaze töreninin tarihinin değiştirilmesine bağladı.

Bu gelişme, Tel Aviv ve Washington arasındaki soğuk ilişkilere dair belirgin bir işaret olarak kaydedildi.

Son dönemlerde Amerikan halkının İsrail'e olan bakışının değişmesi ise dikkat çeken başka bir unsur oldu.

Pew Araştırma Merkezi'nin nisan ayında yaptığı ankete göre, ABD'lilerin yüzde 60'ı İsrail hakkında olumsuz bir görüşe sahip. "Çok olumsuz" düşünenlerin oranı ise yüzde 28 olarak belirlendi.

Bu oranlar son dört yılda sürekli artış gösterdi. İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı Mart 2022'de yüzde 43 iken, Nisan 2025'te yüzde 53'e yükseldi.

Özellikle gençler arasında bu bakıştaki değişim daha belirgin. Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi gençler arasında, 18-49 yaş grubunda İsrail'e olumsuz bakanlar çoğunlukta.

Ankete göre, ABD'lilerin yüzde 59'u Netanyahu'nun küresel meselelerde doğru kararlar alacağına güven duymuyor. Columbia Üniversitesi'nden Prof. Dr. Richard Betts, Washington'un İsrail politikasının, liderlerden ziyade Amerikan kamuoyu tarafından şekillendirildiğini belirtti.

Betts, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerikan kamuoyunun İsrail'i Arap ülkelerine karşı destekleme konusunda "ahlaki bir sorumluluk" hissettiğini; bu durumun özellikle 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan sonra pekiştiğini ifade etti.

ABD'de önemli bir Arap lobisinin bulunmaması, Amerikan halkının İsrail'e olumlu bakış açısını etkiledi. Ancak, son yıllarda bu tutumun değiştiği ve yeni neslin İkinci Dünya Savaşı döneminin psikolojisini taşımadığına dikkat çekti.

İsrail'in Gazze'de yaptıklarının bu değişime katkıda bulunduğunu vurgulayan Betts, elit partilerin hala içgüdüsel olarak İsrail'i desteklediğini, fakat bazı kongre adaylarının İsrail karşıtı platformlarla başarılı olduğunu belirtti.

Netanyahu'nun Trump ile yaşadığı gerilimler öncesi, geçmiş Amerikan yönetimleriyle de benzer anlaşmazlıklar yaşandı.

Son dönemdeki anlaşmazlıklar, Trump'ın Gazze savaşının seyri, İran politikası ve ateşkes müzakereleri konusundaki farklı yaklaşımlarında hissedildi.

İsrail'in Gazze saldırıları ve diplomatik sürece dair görüş ayrılıkları, Washington ve Tel Aviv ilişkilerinin geleceği üzerine tartışmaları yeniden alevlendirdi.

1996'da Netanyahu'nun ilk kez başbakan olduğu dönemde, ABD Başkanı Bill Clinton ile Oslo Barış Süreci hakkında yaşanan görüş ayrılıkları ilişkileri kısa sürede gerdi.

Netanyahu, seçimde Oslo Anlaşmaları'nı eleştirmesine rağmen iktidara gelince süreci sonlandırmadı. Ancak Batı Şeria'dan çekilmenin yavaşlatılması ve Doğu Kudüs'teki yerleşim planları, Clinton'ın tepkisini çekti.

1998'de Maryland'deki Wye River Plantasyonu'nda düzenlenen barış zirvesi, iki taraf arasındaki en büyük krizlerden biri oldu.

Wye Anlaşması imzalanmasına rağmen Netanyahu, Batı Şeria'dan çekilmeyi güvenlik gerekçesiyle erteledi. Clinton yönetimi ise İsrail’in taahhütlerini yerine getirmediğini düşünerek diplomatik baskıyı artırdı.

Clinton, Netanyahu ile müzakereleri "son derece zor" olarak nitelendirdi ve güven sorunlarının barış sürecine zarar verdiğini belirtti.

Ancak Clinton yönetimi askeri ve diplomatik desteği sürdürdü ve stratejik işbirliği devam etti.

Netanyahu ile Bush arasındaki en büyük görüş ayrılığı, 2003'teki iki devletli çözümü öngören Yol Haritası'nda yaşandı.

Bush, 2002'de bağımsız Filistin devletine açık destek veren ilk Cumhuriyetçi başkan oldu ve Yol Haritası'nı benimsedi.

Netanyahu, o dönemde Maliye Bakanı olarak planın İsrail’i güvenlik açısından riske atacağını savundu.

Ariel Şaron'un Gazze'den çekilme planıyla bu ayrılıklar daha da tırmandı. Bush yönetimi planı desteklerken, Netanyahu Hamas’ı güçlendireceğini düşündüğü için istifa etti.

Netanyahu’nun Obama ile en büyük anlaşmazlığı İran'ın nükleer programı üzerineydi.

Obama yönetimi, 2015'te imzalanan JCPOA'yı diplomatik bir başarı olarak gördü ancak Netanyahu buna karşı çıktı.

Bu kriz, Netanyahu’nun ABD Kongresi'nde yaptığı konuşmayla daha da derinleşti.

İki lider sık sık Filistin meselesinde ve Batı Şeria'daki yerleşimlerde karşı karşıya geldiler.

Obama'nın görevinin sonunda, BM'deki İsrail karşıtı kararı veto etmeyerek ilişkilerdeki en önemli kırılmalardan birini yaşattı.

Trump'ın ikinci başkanlık döneminde Netanyahu ile kamuoyuna yansıyan anlaşmazlıklar ortaya çıktı.

Özellikle İran ile ilgili diplomatik süreçle beraber İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları nedeniyle bu gerilim açıkça görüldü.

Trump yönetimi, İran ile çatışmaları durdurmak için diplomatik girişimlere odaklanırken, İsrail Lübnan'a saldırılarını sürdürdü.

ABD, bölgesel ateşkesi öncelikli hedef olarak görürken Netanyahu saldırıların durdurulmayacağını savundu.

Haziran ayında Hizbullah hedeflerine yapılan saldırılar sonrası Trump, Netanyahu'yu eleştiren bir telefon görüşmesi yaptı.

Axios'un haberine göre, Trump Netanyahu'yu "çılgın" olmakla suçladı ve diplomatik çabaları tehlikeye attığını söyledi.

Trump, sosyal medyada İsrail'in Beyrut'a kara harekatı düzenlemeyeceğini duyurdu ve ateşkes için her iki tarafla temas kurduğunu belirtti.

Ancak İsrail'in saldırılarını sürdürmesi, görüş ayrılıklarının çözülemediğini gösterdi.

Trump, G7 Zirvesi'nde Netanyahu'yu kamuoyu önünde eleştirmeye devam etti.

Trump, İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını "gereğinden fazla" bulduğunu ve Netanyahu'nun daha sorumlu davranması gerektiğini söyledi.

Trump, gazetecilere İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını eleştirirken, "Bibi iyi bir adam ama Lübnan konusunda daha yumuşak olmalı" dedi.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerde İran konusu da farklı öncelikler nedeniyle gerilim yarattı.

Trump yönetimi, İran ile geçici bir anlaşma yapma yolunda ilerlerken Netanyahu, İran'ın nükleer altyapısının tamamen kaldırılması gerektiğini savundu.

İsrail Başbakanlığı, bu taleplerin Trump’a iletildiğini belirtirken, Washington diplomatik süreci sürdüreceğini açıkladı.

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

Netanyahu'nun Döneminde ABD-İsrail İlişkilerinde Dönüşüm