Bianlik
Son Gelişmeler

Çocuk Gelişiminde Uykunun Temel Rolü: Biyolojik Mekanizmaların İncelenmesi

Muzaffer Mermer•6 dk okuma•1
Kaynak: İhlas Haber Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

Bebeklik ve çocukluk döneminde uyku, sadece dinlenme eylemi olarak değil, aynı zamanda kemik gelişimi, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, bilgi depolanması ve duygusal olgunlaşma gibi tüm gelişim aşamalarını şekillendiren temel bir biyolojik süreçtir. Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Uzman Doktoru Özge Yendur, çocuklardaki büyüme, gelişim ve uyku arasındaki bilimsel ilişkileri inceleyerek, ebeveynlerin merak ettiği konulara bilimsel veriler ışığında yanıtlar sundu.

Çocuk Gelişiminde Uykunun Temel Rolü: Biyolojik Mekanizmaların İncelenmesi

Bebeklik ve çocukluk çağındaki uyku, yalnızca günlük yorgunluğu giderme veya dinlenme işlevi görmez. Bu süreç, kemiklerin uzamasını sağlayan, bağışıklık sistemini güçlendiren, edinilen bilgilerin hafızaya aktarılmasını mümkün kılan ve duygusal olgunlaşmanın gerçekleştiği tüm gelişim bileşenlerini inşa eden en temel biyolojik mekanizma olarak kabul edilir. Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uzman Doktor Özge Yendur, çocuklarda büyüme, gelişim ve uyku arasındaki bilimsel korelasyonlara odaklanarak, ailelerin gündeme getirdiği sorulara bilimsel verileri temel alarak yanıtlar verdi.

Çocuk sağlığı ve gelişiminde uykunun oynadığı kritik rolü vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur, uykunun hem fizyolojik hem de psikolojik etkilerini ayrıntılı olarak analiz etti. Büyüme hormonu salınım mekanizmalarından dijital ekranların çocukların yaşamına etkilerine kadar çeşitli konular üzerinde önemli tespitler yapan Uzm. Dr. Özge Yendur, ebeveynlere yol gösterecek tıbbi tavsiyeler geliştirdi. Büyüme hormonu ile uyku arasındaki biyolojik bağlantıyı ve farklı yaş gruplarında gelişim üzerindeki etkilerini açıklarken, büyüme hormonu (somatotropin) ile vücudun iç biyolojik saati olan sirkadiyen ritim arasındaki uyumu detaylandırdı.

Uzm. Dr. Özge Yendur, büyüme hormonu olan somatotropinun salınım mekanizmasının nasıl işlediğini aktardı. Vücudun biyolojik saat sistemi ile büyüme hormonu kusursuz bir senkronizasyon içinde çalışır durumda bulunur. Günlük toplam büyüme hormonunun yaklaşık yüzde altmış ila yetmişi, çocuk uyku halinde iken salgılanır. Bu hormonun en yüksek seviyeye ulaştığı an, çocuğun uykuya dalmasından yaklaşık altmış ila doksan dakika sonra gerçekleşen NREM Evre 3, yani derin ve yavaş dalga uykusu olarak tanımlanan aşamadır. Bu hormonal zirve, vücudun biyolojik saatine göre gece saat 22.00 ile 04.00 arasındaki zaman diliminde yoğunlaşır. Uykunun kesintiye uğraması, çocuğun aşırı geç yatması veya derin uykuya erişememesi, boy uzamasını sağlayan bu ana hormonun salınım miktarı ve etkinliğini doğrudan düşürür.

Bebeğe zaman ayırmanın önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Özge Yendur, ilk altı ay ile bir yaş arasındaki fizyolojik geçiş döneminde, bebeğin iç biyolojik saatinin ve sinir sisteminin henüz tam olarak gelişim aşamasında olduğunu belirtti. Bu evrede gece sık sık uyanmaların ve değişken uyku saatlerinin tamamen doğal bir durum olduğunu ifade etti. Uzm. Dr. Özge Yendur, bu konuya ilişkin görüşlerini şu şekilde dile getirdi:

"Anne ve babaların bu dönemde katı uyku saatleri belirleme eğilimine girmemesi gerekir; bebeğe bu süreçte şefkatli bir zaman tanımak zorunludur. Biyolojik saatin tam olarak oturması gereken bir yaş sonrası geç yatma alışkanlığının ve sık uyanmaların kronikleşmesi durumunda, boy ve kilo gelişim eğrilerinde (persentil eğrilerinde) belirgin sapmalar gözlemlenir. Derin uykunun kaçırılması, karaciğerden salgılanan ve kemik uzamasını başlatan büyüme faktörü (GH/IGF-1 ekseni) sürecini sekteye uğratır ve bu durum boy uzama hızının yavaşlamasına neden olur. Kilo gelişimi açısından ise iki farklı risk ortaya çıkar: Bazı çocuklarda doku onarımının yetersiz kalması nedeniyle kilo alımı durur ve gelişim geriliği ortaya çıkar; diğer bir durumda ise geç yatmanın yol açtığı gece atıştırmalıkları ve hormonal dengesizlik sonucunda göbek çevresinde yağlanma ve çocukluk çağı obezitesi tetiklenir."

Gündüz ve gece uyku döngüleri arasındaki hücresel farklılıklara değinen Uzm. Dr. Özge Yendur, insan vücudunun güneşin doğuşu ve batışına göre programlandığını açıkladı. Beyindeki ana biyolojik saat merkezi olan suprakiazmatik çekirdek, doğrudan ışık ve karanlık döngülerine tepki verir. Gündüz uykusu ile gece uykusu eşit süreler sunsa bile, bu iki uyku türünün hücresel etkileri aynı olmayabilir. Epifiz bezinden salgılanan ve güçlü bir antioksidan içeren vücut tamir hormonu olan melatonin, ışığın etkisiyle baskılanır ve bu nedenle yalnızca karanlık ortamda sentezlenir. Gündüz uykusunda melatonin üretilemediği için, büyüme hormonu ve stres hormonu olan kortizolün dengeli bir şekilde çalışması mümkün olmaz. Ayrıca gündüz uykusu, gece uykusunun sağladığı derin uyku (NREM) ve rüya (REM) evrelerinin eksiksiz döngüsünü taklit edemez. Bu nedenle, vücudu hücresel düzeyde onaran temel süreç, yalnızca karanlıkta gerçekleşen gece uykusudur.

Öte yandan, yetersiz ve düşük kaliteli uykunun çocukların bağışıklık sistemi ve iştah dengesi üzerinde doğrudan olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirten Uzm. Dr. Özge Yendur, vücudun mikroorganizmalarla mücadele etmesini sağlayan koruyucu proteinlerin üretiminin derin uykuda zirveye ulaştığını vurguladı. Uzm. Dr. Özge Yendur, bu konuya dair değerlendirmesini şu şekilde paylaştı:

"Yetersiz uyuyan çocuklar sıklıkla enfeksiyonlarla karşı karşıya kalır; bu durum vücuttaki besin depolarını hızla tüketir ve bu da hem boy uzamasını hem de genel büyümeyi durdurur. Uykusuzluğun hormonal dengeyi bozarak iştahı da etkilediğini tespit ettik. Uykusuzluk, tokluk hissi veren leptin hormonunu düşürürken, açlık sinyali veren ghrelin hormonunu artırır. Bu dengesizliğin yol açtığı durum, çocuğun sürekli şekerli ve hamur işi tarzı gıdalara yönelmesine neden olur; bu durum sağlıklı kas ve iskelet gelişiminin önünü keser."

<

Ekran kullanımının uyku düzeni üzerindeki etkilerine dair uyarıları yapan Uzm. Dr. Özge Yendur, "Telefon, tablet ve televizyon ekranlarından yaydığı mavi ışık dalgaları, gözün ağ tabakasındaki (retina) özel ışık algılayıcı hücreleri aktive eder. Beyin bu ışığı algıladığında, çevreyi gündüz olarak yorumlar ve bu durum epifiz bezinin melatonin (uyku hormonu) üretimini keskin bir şekilde durdurur. Melatonin salgılanmadığında uyku saati geriye kayar. Çocuk yatakta sürekli dönüp durur ve derin uyku evresine yalnızca sabah saatlerine kadar ulaşabilir; bu durum da gece yarısı gerçekleşmesi gereken büyüme hormonu pikini kaçırmasına yol açar."

<

Uzm. Dr. Özge Yendur, Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) ve Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi (AASM) kılavuzlarına atıfta bulunarak ideal uyku süreleri hakkında veriler sundu. Bu kılavuzlara göre, bebeklik döneminde (4 ila 12 ay) gündüz kestirmeleri dahil olmak üzere toplam 12 ila 16 saat uyku önerilmektedir. Erken çocukluk döneminde (1 ila 2 yaş) ise gündüz uykusu da dahil olmak üzere 11 ila 14 saat uyku gereklidir. Okul öncesi oyun döneminde (3 ila 5 yaş) ise toplam 10 ila 13 saat uyku tavsiye edilmektedir. İlkokul döneminde (6 ila 12 yaş) gece kesintisiz olarak 9 ila 12 saat uyku ve ergenlik/lise döneminde (13 ila 18 yaş) hızlı gelişim ve yoğun zihinsel faaliyetler nedeniyle en az 8 ila 10 saat uyku gereklidir.

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

Çocuk Gelişiminde Uykunun Temel Rolü: Biyolojik Mekanizmaların İncelenmesi