Bianlik
Son Gelişmeler

Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dizdar: Pimpiriklilerde Kanser Oranı Neden Yüksek? Bilimsel Açıklamalar

Şahnur Erbulak•4 dk okuma•4
Kaynak: İhlas Haber Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, kanser oluşumu ve teşhis süreçleri üzerine yaptığı açıklamalarla, tarama imkanlarının artmasının bazı durumların daha sık tespit edilmesine yol açtığını belirtti. Dizdar, bu durumu, kişilerin daha fazla tetkik yaptırması üzerinden örneklendirdi ve 'kurcalama'nın teşhisi nasıl etkilediği üzerine yorumlar yaptı.

Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dizdar: Pimpiriklilerde Kanser Oranı Neden Yüksek? Bilimsel Açıklamalar

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, kanserin ortaya çıkış mekanizmaları ve tanı süreçleri hakkında bilgi verirken, yapılan tetkik imkanlarının yaygınlaşmasının, bazı belirtilerin daha sık tespit edilmesine neden olduğunu ifade etti. Dizdar, bu durumu, şüpheci bireylerin daha yoğun bir şekilde test yaptırması üzerinden somutlaştırdı. Bu bağlamda Dr. Dizdar, 'Pimpirikliler daha çok kanser oluyor' şeklinde bir ifade kullanıldığında, bu durumun doğru olduğunu vurguladı çünkü bu durumun temelinde kişilerin sürekli olarak vücutlarını incelemeleri ve kontrol etmeleri yatar. Bu inceleme eyleminin, potansiyel sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırladığını belirtti.

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı'nda gerçekleştirilen söyleşide vatandaşlarla bir araya geldi. Söyleşinin ardından İHA'ya özel olarak yaptığı açıklamalarda, kanserle ilgili kamuoyunun gündemindeki merak edilen çeşitli soruları yanıtladı.

"Kanser hücresi, aslında insan vücudunun içinde mevcuttur," şeklinde bir tespiti dile getirdi Dr. Dizdar.

Kanser hücresinin gelişim sürecine dair değerlendirmelerini yaparken, bölünme aşamasındaki hücrelerin kanser hücrelerine dönüşme potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Bu konuda Dr. Dizdar, 'Kanser hücresi vücudun içinde bulunur. Daha doğru ifadeyle, bölünme potansiyeli olan tüm hücreler kanser hücresine dönüşme yeteneğine sahiptir. Bu hücreleri incelerken dönüşmediğini gözlemliyorsunuz. 'Neden dönüşmüyorlar?' diye sorduğunuzda, tıp biliminin bu durumu açıklamada zorlandığını belirtiyor. Tıp, bu hücrelerin DNA'sında hasar olmadığını varsayarak kusursuz genetik yapıları nedeniyle dönüşemeyeceklerini düşünür. Ancak Dr. Dizdar'ın görüşüne göre, bu hücreyi o halde tutan çevresinde bir bağ dokusu bulunmaktadır. Ona göre, o bağ dokusu, hücrenin hareketini kısıtlar. Örneğin, demir bu tutuşu sağlıyor. Eğer bu demir olmasaydı ve hareket etseydi, kanserleşme süreci başlardı. Bu nedenle, hücrenin potansiyeli mevcut olsa da, bu potansiyel her zaman kontrol altında tutulur," şeklinde konuştu.

"Bu durum, esasen anahtar ve kilit bir ilişkiyi temsil ediyor," diye ekledi.

Bağışıklık sisteminin, kanserleşmeye başlayan hücreler üzerindeki etkisine odaklanan Dr. Dizdar, vücudun bu hücrelerin bir kısmını kontrol altında tuttuğunu açıkladı. Ona göre, günlük yaşamda bu durumlar sıkça yaşanır. Bağışıklık sistemi, hücrelerin bir kısmını dengeleyen bir rol üstlenir. Bağışıklık sisteminin, sadece tek bir hücreyi, özellikle de kendi hücresini tanıyabilmesi için belirli kodlara sahip olması gerekir. Bu durum, bir anahtar ve kilit ilişki gibidir; bu kodlar yoksa, sistem hücreyi algılayamaz. Ayrıca, mesele sadece bağışıklıkla sınırlı değildir. Bu bir savaş senaryosundan ziyade, çevresel faktörlerin rol oynadığı bir durumdur. Etrafındaki çevre, hücre üzerinde bir baskı oluşturur. Bir organizmanın mahalle baskısı gibi, hücre düzenini korumasına yardımcı olur ve bu sayede düzenini kaybedmez," şeklinde konuştu.

"Sürekli inceleme yaparsanız, sonuçlar ortaya çıkar," yorumunu yineledi.

Tetkik ve görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bazı bulguların daha sık tespit edildiğini kaydeden Dr. Dizdar, özellikle ultrason kullanımındaki artışa dikkat çekti. Dr. Dizdar, bu konuyu detaylandırırken şu ifadeleri kullandı:

"Bakın, 'pimpirikliler daha çok kanser oluyor' derken, bu durumun geçerliliğini kabul ederseniz, bu, kişilerin sürekli olarak kontrol etmesi anlamına gelir. Bu kontrol eylemi, sonuçların ortaya çıkmasını sağlar. Herkesin tiroidinde bir nodül bulunabilir. Amerika'daki istatistiklere bakıldığında, 1997 yılında nodüllerin bu şekilde hareket ettiğine dair veriler mevcuttur. 'Ne oldu, neden böyle zıpladı?' diye düşünürsünüz. Ultrason teknolojisinin kullanılmaya başlamasıyla bu durum dikkat çekmiştir. Ultrason yöntemi şu anda birçok yerde kullanılabilmektedir. Ancak Dr. Dizdar, kendi deneyiminden bahsederken, mecburi hizmetlerde 1988 yılında Batman'da bir ultrason cihazı olduğunu hatırlattı; bu cihaz, çarşıdaki yakın bir arkadaşının muayenehanesinde bulunuyordu. Günümüzde her muayenehanede ultrason imkanı olması, ek bir tanıya yol açmaktadır. Bu nedenle, aşırı derecede kontrol etmemek gerektiğini vurguluyor. Pimpiriklilerin meme kanserini sık sık tespit etmelerinin temel nedeni, bu fazla inceleme davranışıdır."

<

"Deri veya kasa doğru düzgün bir metastaz oluşumunu gözlemlemiyoruz," dedi.

<

Kanser hücrelerinin farklı organlara yayılma anlamına gelen metastazın, neden bazı organlarda daha sık görüldüğüne dair Dr. Yavuz Dizdar, bu konunun tıbbi çevrelerde hala tartışmalı olduğunu dile getirdi. Dizdar, vücuttaki doku miktarına odaklandığında, kas dokusunda daha fazla metastaz beklenebileceğini öne sürdü. Ona göre, insan vücudunda en çok doku kas dokusudur. Bu nedenle, bir hücrenin yerleşme ihtimali yüksekse, en olası yerleşme alanı kas dokusu olarak düşünülmelidir. Dr. Dizdar, deride veya kas dokusunda belirgin bir metastaz saptayamadıklarını belirtirken, karaciğer ve akciğerlerde metastazların görüldüğünü ekledi. Bu durum, kolonizasyon metastazı mekanizmasıyla mı açıklanmalı; yani hücrelerin oradan yayılıp çoğalması mı gerekiyor, yoksa vücudun genel olarak bir biçim değişikliğine girip girmediği sorusu tıpta henüz cevaplanmamıştır," diye konuştu.

<

"Yaşın, ekstra risk faktörü olarak öne çıkıyor," diye ekledi.

<

Kanser riskinin yaş ilerledikçe arttığına dair bilgilendirmelerde bulunan Dr. Dizdar, yaşla birlikte dokuda hasarın arttığı yönünde teorik açıklamaların var olduğunu ifade etti. Ancak bu durumun kesin bir kural olmadığını belirtti. Dr. Dizdar, 90 yaşına gelmiş olup hiçbir sağlık sorunu yaşamayan kişilerin var olduğunu aktardı. Dahası, bu bireylerin günlük yaşamda aktif olduklarını vurguladı. İnsanlar yaşla birlikte 'pimpirikleniyor'. Bu yaşlanma süreci sırasında, kanser hücrelerinin bir kısmının, hasat mevsimi geldiğinde tespit edilebileceğini bildiklerini aktardı. Örneğin, kendi yaş grubunda bir bireyin prostatında mutlaka bir nodül olması gerektiği varsayılabilir. Ancak daha detaylı inceleme yapıldığında, 50 yaşında da bu bulguyu tespit etmek mümkündür, fakat 70 yaşında kesin olarak görülebilir. Bu durum kanser teşhisi koymaz, ancak mikroskopik incelemede prostat karsinomu tanısını almayı gerektirebilir. Bu nedenle yaşın, risk faktörleri arasında ek bir etken olarak değerlendirilmelidir," şeklinde konuştu.

<

"Kanser tedavisinin başlangıç aşamasında oldukça başarılı sonuçlar elde ediyoruz," dedi.

<

Kanser tedavisinin ilk uygulamalarında etkili olmasına rağmen, bazı hastalarda hastalığın ilerleyen dönemlerde yeniden ortaya çıkması durumu üzerine değerlendirmeler yapan Dr. Dizdar, bu durumu şu şekilde açıkladı. İlk başta uygulanan tedavinin etkisini kaybetmesinin nedeni, hücrelerin bu duruma adapte olmasıdır. Başlangıçta hücrelerin bir kısmı tedaviye yanıt vererek kaybolur veya uzaklaşır. Ancak bazı hücreler ise etkilenemez ve çoğalarak diğer hücrelerin yerini alır. Bu mekanizma, kanser tedavisinin ilk aşamasında oldukça başarılı olmasının nedenidir. Sorun, tedaviden yaklaşık üç ay veya altı ay sonra bu durumun tekrar etmesidir. Şu ana kadar bu tekrarlayan durumu çözebilen bir yöntem bulunmamaktadır. Gizli kalmış hücreler tekrar aktif hale geliyor. Bu nedenle, bir yıl süren kemoterapi uygulamasının altında yatan gerekçenin bu mantık dışı yaklaşımdan kaynaklandığını öne sürdü. Belki de analiz ettiği durum farklıdır, belki de yanlış bir noktaya bakmaktadır. Bu konunun daha ileri aşamalarda ele alınacağını belirtti."

RADYASYON ONKOLOJİSİ UZMANI DR. YAVUZ DİZDAR, 16. ULUSLARARASI KOCAELİ KİTAP FUARI'NDA DÜZENLENEN SÖYLEŞİDE VATANDAŞLARLA BİR ARAYA GELDİ. SÖYLEŞİNİN ARDINDAN İHA'YA ÖZEL AÇIKLAMALARDA BULUNAN DİZDAR, KANSER İLE İLGİLİ MERAK EDİLEN SORULARI YANITLADI.
RADYASYON ONKOLOJİSİ UZMANI DR. YAVUZ DİZDAR, 16. ULUSLARARASI KOCAELİ KİTAP FUARI'NDA DÜZENLENEN SÖYLEŞİDE VATANDAŞLARLA BİR ARAYA GELDİ. SÖYLEŞİNİN ARDINDAN İHA'YA ÖZEL AÇIKLAMALARDA BULUNAN DİZDAR, KANSER İLE İLGİLİ MERAK EDİLEN SORULARI YANITLADI.
RADYASYON ONKOLOJİSİ UZMANI DR. YAVUZ DİZDAR
RADYASYON ONKOLOJİSİ UZMANI DR. YAVUZ DİZDAR
RADYASYON ONKOLOJİSİ UZMANI DR. YAVUZ DİZDAR, KANSERİN OLUŞUMU VE TANI SÜREÇLERİYLE İLGİLİ KONUŞARAK, TETKİK İMKANLARININ YAYGINLAŞMASIYLA BAZI BULGULARIN DAHA SIK TESPİT EDİLDİĞİNİ SÖYLEDİ.
RADYASYON ONKOLOJİSİ UZMANI DR. YAVUZ DİZDAR, KANSERİN OLUŞUMU VE TANI SÜREÇLERİYLE İLGİLİ KONUŞARAK, TETKİK İMKANLARININ YAYGINLAŞMASIYLA BAZI BULGULARIN DAHA SIK TESPİT EDİLDİĞİNİ SÖYLEDİ.

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dizdar: Pimpiriklilerde Kanser Oranı Neden Yüksek? Bilimsel Açıklamalar
Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dizdar: Pimpiriklilerde Kanser Oranı Neden Yüksek? Bilimsel Açıklamalar