Sakarya'da ikamet eden 54 yaşındaki Muazzez Akdoğdu, eşini kaybetmesinin ardından üç çocuğuyla hayat mücadelesine başladı. Akdoğdu, karşılaştığı tüm zorluklara rağmen çalışma faaliyetlerinden vazgeçmedi. Kış mevsiminde yırtık terliklerle temizlik ve yevmiyeli işlere katılan kadın, eşinin borçları nedeniyle hapse girmeyi deneyimledi. Başlangıçta tek bir çuval un alarak evinde üretime başladığı Akdoğdu, bu işi yıllar içinde önemli ölçüde büyüttü. Şu an itibarıyla yüzde 50 engelli olmasına rağmen, Serdivan Köylü Pazarı'nda günlük yaklaşık 150 gözleme satarak emeğiyle hem çocuklarını yetiştirmekte hem de ekonomik olarak kendi yaşamını sürdürmektedir.
Serdivan ilçesi Beşevler Mahallesi'nde ikamet eden Muazzez Akdoğdu'nun yaşamı, eşinin vefatıyla birlikte kökten değişti. Eşinin mali yükümlülükleri karşısında yalnız kalan Akdoğdu, üç çocuğunun geleceği için engelleri aşarak çalışmaya devam etti. Kış şartlarında yıpranmış terliklerle temizlik ve yevmiyeli işlere katılan Akdoğdu, eşinin borçları yüzünden hapse girmeyi de yaşadı. Ancak bu zorluklar karşısında çocuklarını büyütme gayretini sürdürdü. Hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri, aldığı bir çuval un oldu. Akdoğdu, evinin bir bölümünü temizleyerek üretim faaliyetlerine başladı. Erişte, kuru yufka, tarhana, baklava, börek ve sarma gibi ürünleri hazırlayıp satışa sundu. Küçük sermaye ile başlayan bu üretimi zamanla güçlendiren Akdoğdu, elde ettiği gelirlerle üç çocuğunu finanse etti. 54 yaşındaki bu kadın bugün, Serdivan Köylü Pazarı'nda gözleme tezgahının başında hayat mücadelesini sürdürüyor. Akdoğdu, yüzde 50 engelli olmasına ve bir elini tam olarak kullanamamasına rağmen, günde 50 adet ile başlayıp yoğun günlerde 150 adede kadar gözleme satarak geçimini sağlamaktadır.
"Açamadığım elimle gözleme yapıp satabiliyorum," şeklinde konuştu.
Engelliliğinin üretim yapma kapasitesini kısıtlamadığını belirten Akdoğdu, "Açamadığım elimle gözleme yapıp satabiliyorum burada. Yüzde 50 engelliyim. Engelli olan herhangi bir kişinin kendini engelli olarak görmemesi gerektiğini düşünüyorum. Engellilik diye bir durum yoktur. Günlük en az 50 adet ürün hazırlıyorum, bu miktarı saymadım. Bazı günlerde 150 adede kadar satışı oluyor. Her gün bu miktarda satış gerçekleşmiyor, keşke her gün 150 adet satabilseydik, yanımıza üç ila beş kadın daha alıp onlara da kazandırabilirdik diye düşünüyorum. Müşterilerimle ilişkilerim çok iyi. Ben de güler yüzlü olmayı hedefliyorum. Bazı müşterilere parayı eksik veriyor, bazılarına ise fazlasını veriyorum, bu durum unutkanlıktan kaynaklanıyor. Müşteriler verdiğim fazla parayı geri ödüyor. Müşteriler ya paralarını ya da çantalarını unutuyor, ben koşarak gidip geri alıyorum. Profesör bile buradaki defterlerini unutmuş, üç gün sonra gelip aldı. Artık müşterilere 'müşteri' demek yerine 'komşu' diyorum. Onlar beni benimsedi, ben de onları benimsedim. Böylece birbirimize destek oluyor, geçinip gidiyoruz," diye ekledi.
"Bir çuval un aldım, evimin bir köşesini temizleyip başladım," dedi.
Eşinin vefatından sonra sıfırdan başlayarak çocuklarını büyüttüğünü ifade eden Akdoğdu, "Eşim trafik kazasında vefat ettiğinde çalışmaya başladım. Yevmiyelere, temizlik işlerine ve okul işlerine gittim. Kış günleri iş bulmak zorlaştı. Ben de elime geçen hurda bir telefonla sosyal medyaya yöneldim. Orada bir kadın bir şeyler satıyordu. Ona nasıl yapıldığını sordum, o da bana tarifini verdi. Ben de o işe başladım; baklava, börek, sarma, erişte, tarhana... Bunların hepsini sosyal medyaya yükledim ve insanlar beğeni yaptı. Bu sayede çocuklarımı okula gönderdim ve büyüttüm. Günler zorlaştığında aç kaldık. Eşim 1994 yılında vefat etti. Vefat etmeden önce hastalandı ve kolon kanseri teşhisi kondu. Hastanelerde yoğun bir dönem geçirdik. Eşim ölünce yeniden ayağa kalktım. Bir çuval un satın aldım. Evim eski durumdaydı ancak bir bölümünü temizledim. Aldığım un ile erişte, kuru yufka ve tarhana yaptım. Bunları sattım ve bu satışlar arttı. Müşteriler beni benimsedi ve kapıma kadar geldiler. Arabam yoktu, eğer bir arabam olsaydı daha çok satış yapabilirdim. İmkanlarım kısıtlıydı, ancak mevcut imkanlarla üretmeye devam ettim," şeklinde konuştu.
"Kışın ortasında ayağımda yırtık terlik ile temizliğe ya da yevmiyeye gittim," diye son sözlerini ekledi.
Köydeki diğer kadınların da üretici faaliyetlere dahil olması için çaba gösterdiğini aktaran Muazzez Akdoğdu, "Biz kadınlar arasında sürekli iletişim halindeydik. Herkes bir şeyler üretmek istiyordu ancak kimsenin gerekli imkanları yoktu. Evlerinde reçel yapıyorlar fakat neyi kime götüreceklerini bilemiyorlar. Eşleri de onları desteklemiyor. Bir gün evde otururken elime bir defter alıp köyde dolaşmaya çıktım. Ürettiklerini yapabileceklerini söyleyen tüm kadınların isimlerini not ettim. Muhtara durumu bildirdim ve 'Biz bir şeyler üretmek istiyoruz' dile getirdim. 'Bize bir kooperatif kurun' teklif ettim. Köylü kadınlar olarak ürettiklerimizi Sakarya sınırları içinde satalım dedik ancak bu gerçekleşmedi. Ben de pazar yeri kurmayı önerdim. Ben yüzde 50 engelliyim. Eğer ben çalışabiliyorsam, diğer herkes de çalışmalı. Eşim kaza geçirdiğinde biz çok zorluklar yaşadık. Gün geldi milletin kurtlu unlarını aldım ve çocuklarıma yemek hazırladım. Eşimin borçları yüzünden hapishanelere düştüm. Bu durum nedeniyle çocuklarıma eğitimlerini aksatabildim. Kışın ortasında ayağımda yırtık terlik ile temizliğe ya da yevmiyeye gittim," şeklinde konuştu.







Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol