Bianlik
Son Gelişmeler

Okullardaki Şiddet Sonrası 'Kopya Şiddet' Riski Uyarısı: Medya ve Aile İş Birliği Vurgusu

Göktürk Sezek•6 dk okuma•1
Kaynak: İhlas Haber Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olayları üzerine Uzm. Psk. Çağatay Demirel, sosyal bulaşma ve kopya şiddet tehlikesine dikkat çekti. Medya, okul ve aile arasındaki iş birliğinin kritik önemini belirten Demirel, şiddet içeren görüntülerin ve failin öne çıkarılmasının kaçınılması, öğrencilerin risk işaretlerinin erken tespit edilmesi ve koruyucu rehberlik sistemlerinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Okullardaki Şiddet Sonrası 'Kopya Şiddet' Riski Uyarısı: Medya ve Aile İş Birliği Vurgusu

Son zamanlarda okullarda meydana gelen şiddet olayları üzerine Uzman Psikolog Çağatay Demirel, sosyal bulaşma mekanizmalarını ve kopya şiddet riskini gündeme getirdi. Demirel, medya, okul ve aile arasındaki ortak iş birliğinin önemini vurguladı. Bu bağlamda, şiddet olaylarında görüntülerin ve failin merkeze alınmaması, öğrencilerin sergilediği risk belirtilerinin zamanında fark edilmesi ve koruyucu rehberlik sistemlerinin etkinliğinin artırılması gerektiğini belirtti.

Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Uzm. Psk. Çağatay Demirel, son günlerde okullarda yaşanan şiddet vakalarını, yayılma potansiyellerini ve bu durumun önlenmesi için atılması gereken adımları değerlendirdi.

Araştırma Görevlisi Demirel, Manisa, Başakşehir ve Esenyurt bölgelerinde okullarda gerçekleşen şiddet olaylarının toplumsal yapıyı derinden etkilediğini ifade etti. Demirel, bu tür olayları birbirinden bağımsız öfke patlamaları olarak değerlendirmenin doğru olmadığını dile getirdi. Ağır bir şiddet olayı yaşandıktan kısa bir süre sonra benzer vakaların ortaya çıkma ihtimalinin arttığı bilindiğini kaydetti. Ancak her yeni olayın doğrudan bir önceki olayın sonucu olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda hemfikir olmadı; zira riskin büyük bir kısmının zaten kırılgan bireylerde yoğunlaştığını savundu.

Sosyal bulaşma kavramını, bir davranışın veya duygunun, genellikle herhangi bir tanışma olmaksızın bireyler arasında yayılması olarak tanımlayan Araştırma Görevlisi Demirel, bu mekanizmayı detaylandırdı. Demirel, eğer bir şiddet olayı ekranlarda uzun süre gösteriliyorsa, kendini çıkmazda ve görünmez hisseden bir kişi için o eylemin 'duyulmanın bir yolu' gibi algılanmaya başlayabileceğini belirtti. Korku ve öfkenin aynı yollarla yayıldığını ifade etti. Bu konuda net bir açıklama yaptı: Bu tür haberleri takip eden çocukların büyük çoğunluğunun şiddete yönelmediğini vurguladı.

Okula gitme isteksizliği durumunun ortaya çıkabileceği belirtildi.

Okula olan güvenin sarsılması durumunda bir çocuğun bunu genellikle fiziksel belirtilerle ifade ettiğini kaydeden Araştırma Görevlisi Uzm. Psk. Çağatay Demirel, çocuğun okula gitmek istememesinin nedeni karnının veya başının ağrıması, uyuyamaması gibi belirtiler olabilir. Demirel, bu tür tepkilerin genellikle geçici olduğunu ve çocuğun yanında sakin bir yetişkinin bulunmasının çoğu zaman yeterli olduğunu ifade etti.

Kopya şiddet riskine odaklanılması gerektiği belirtildi.

Ergenlik döneminde durumun farklı olabileceğini belirten Demirel, uzun süredir dışlanmış veya zorbalığa maruz kalan bir gencin, failin dikkatini çekmek adına korkutucu olsa bile 'görünür olma' yolunu tercih edebileceğini kaydetti. Kanlı görüntülerin tekrar tekrar maruz kalmanın zamanla acıya karşı duyarsızlaşmaya yol açabileceğini ekledi. Kopya şiddet riskinin bu aşamada başladığını belirten Demirel, içinde öfke biriktiren bir gencin, başkasının olayının günlerce konuşulmasını veya detaylı anlatılmasını gördüğünde eşiği aşma potansiyelinin bulunduğunu uyardı. Bu riskin belirleyici faktörün, olayın nasıl sunulduğu olduğunu ifade etti. Saldırganın kimliği, kullanılan görüntülerin tekrar tekrar öne çıkarılması, silahın gösterilmesi ve yazılan notların tekrarlanması, farkında olmadan taklit edilebilir bir model oluşturur.

Medya, okul ve ailenin birbirini tamamlaması gerektiği gerektiği ifade edildi.

Şiddetin tek bir nedenden kaynaklanmadığını vurgulayan Demirel, özellikle medyanın kullandığı dilin taşıdığı ağırlığa dikkat çekerek şu görüşleri paylaştı:

"Medya bu zincirdeki bir kıvılcım görevi görür. Bu kıvılcımın neye dönüşeceğini, çocuğun ailesi ve okuldaki tampon mekanizmaları, yani destek sistemleri belirler. Bu nedenle medya, okul ve aile birbirini desteklemek zorundadır. Öncelik, haber dilinin değiştirilmesidir. Olay anına ait kayıtların, yaralanma görüntülerinin ve kullanılan aletlerin paylaşılmaması esastır."

Görüntülerin paylaşılmaması gerektiği konusunda net bir uyarı yapıldı.

Demirel, kamuoyunun bilgilendirilmesinin önemli olduğunu ancak haberin ana odağının failin kendisi değil, olayın ciddiyeti, mağdurlara sağlanan destek süreçleri ve hukuki işlemler olması gerektiğini belirtti. Görüntüleri çoğaltma sorumluluğunun sadece basın kuruluşlarına ait olmadığını ifade etti. Ailelerin ve öğretmenlerin de bu tür kayıtları mesajlaşma gruplarında paylaşmaktan kesinlikle kaçınmaları gerektiğini hayati bir önem taşıdığını söyledi.

Okullardaki rehberlik servislerinin bu konuda görev aldığını belirten Araştırma Görevlisi Uzm. Psk. Çağatay Demirel, okul ortamında bulunan uyarı işaretlerinin tek başına şiddet göstergesi olmadığını açıkladı. İçine kapanık olmanın herhangi birini tehlikeli yapmadığını ifade etti. Ancak dışlanma durumu, yoğun öfke, umutsuzluk veya tehdit içeren paylaşımlar bir araya geldiğinde, rehberlik servisi derhal harekete geçmelidir. Bu müdahalenin amacı cezalandırmak değil, o öğrenciye zamanında ulaşmaktır. Arkadaşının tehlikeli bir durumu bildiren bir öğrencinin yayılan görüntüler nedeniyle damgalanma korkusu yaşamaması gerekiyor. Olaydan etkilenen öğrencilerin psikolojik durumlarının sürekli olarak izlenmesi ve gerektiğinde profesyonel yardım almalarına yönlendirilmesi bu sistemin bir parçasıdır.

Çocuklarda meydana gelen değişimlerin dikkatle izlenmesi gerektiği vurgulandı.

"Ev ortamında sorunlar bağırarak, cezayla ya da fiziksel güçle çözülüyorsa, çocuk problem çözme becerisini o ortamdan öğrenir. 'Ergenlik' bahanesiyle geçiştirilen bir genç, yalnızlığını başka mecralarda aramaya başlayabilir. Bu durumu ailelere suç yüklemek amacıyla söylemiyoruz; ancak çoğu ebeveyn bunu farkında olmadan yapar. Çocuğun odasına kapanmasını, öfkesindeki ani değişimleri ya da katıldığı çevrimiçi grupları ilk fark edecek olan yine ailedir. Çocuğa korku yüklemeden, 'Okulda nasıl hissediyorsun, seni rahatsız eden veya korkutan bir durum var mı?' gibi açık uçlu sorular sormak önemlidir. Arkadaş çevresini ve dijital yaşamını baskı kurmadan, ancak gözden kaçırmadan gözlemleyin. Şiddet içeren platformlara erişimi ise yaşa uygun filtreler kullanılarak sınırlandırmalısınız."

Araştırma Görevlisi Uzm. Psk. Çağatay Demirel, bu değerlendirmelerini şu sözlerle sonlandırdı:

"Okul güvenliği zili çaldığında olay başlamaz; bu durum ailede, sınıfta ve ekranlarda başlar. Medyayı failleri görünür kılan sansasyonel dili bırakmaya, okulları koruyucu rehberlik sistemlerini güçlendirmeye ve aileleri çocuklarıyla yakın ve açık bir iletişim kurmaya davet ediyoruz."

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

Okullardaki Şiddet Sonrası 'Kopya Şiddet' Riski Uyarısı: Medya ve Aile İş Birliği Vurgusu