Bianlik
Son Gelişmeler

Kalp Krizi Riskini Azaltmak İçin Belirtileri Beklemeyin

Sinem Özdoğan•8 dk okuma•2
Kaynak: İhlas Haber Ajansı
Bianlik haberlerini Google News üzerinde takip etmek için tıklayın!
Haberin Özeti

Kalp sağlığının yalnızca semptomlar ortaya çıktığında değil, yaşamın erken evrelerinden itibaren yakından izlenmesi gerektiği vurgulanan Prof. Dr. Engin Bozkurt, yaşam tarzı değişiklikleri, kronik hastalıkların yönetimi ve risk faktörlerinin erken tespiti üzerine önemli bilgiler verdi.

Kalp Krizi Riskini Azaltmak İçin Belirtileri Beklemeyin

Kalp sağlığının durumu, sadece şikayetler ortaya çıktığında değerlendirilmemeli; yaşamın başlangıç aşamalarından itibaren sürekli bir takip gerektirir. Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Bozkurt, bu konuya dikkat çekerek, kalp sağlığını korumak için günlük aktiviteye önem verilmesi, beslenmenin daha az ve dengeli hale getirilmesi, sigara kullanımının tamamen terk edilmesi gerektiğini belirtti.

Uzman, kardiyovasküler riskleri yönetmek adına, şeker hastalığı, yüksek tansiyon veya kolesterol gibi mevcut durumların yakından kontrol altında tutulması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, kişinin aile geçmişindeki kalp hastalıkları öyküsünü bilmesi ve bu bilgi ışığında risk seviyesine uygun periyotlarla kardiyoloji muayenelerinin yaptırılması gerektiğini vurguladı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre, dolaşım sistemi hastalıkları, ölüm nedenleri arasında yüzde 34,7 oranla ilk sırayı aldı. Bu dolaşım sistemi rahatsızlıklarına bağlı ölümlerin yüzde 42,3'ü ise iskemik kalp hastalıklarından kaynaklanıyordu.

Kalp hastalıklarının büyük bir bölümünde, risk faktörlerinin erken aşamada belirlenebileceği bilgisine sahip olan Prof. Dr. Engin Bozkurt, kalp sağlığı kontrollerinin sadece çarpıntı, nefes darlığı ya da göğüs ağrısı gibi belirgin belirtiler ortaya çıktıktan sonra başlamaması gerektiğini kesin bir dille dile getirdi.

Yaşamın ilk otuz yılı içinde en az bir kez kardiyoloji muayenesinden geçilmesi gerektiği gerektiği yönünde görüş bildiren Prof. Dr. Engin Bozkurt, kalp sağlığı açısından erken değerlendirmenin kritik olduğunu söyledi.

Çocukluk döneminden başlayarak, özellikle yenidoğan döneminden itibaren kalp sağlığının detaylı bir şekilde incelenmesinin ne denli önemli olduğuna dikkat çekti. Doğumdan itibaren kalp hastalıkları tespit edilirse, bu durumun takibi ve tedavi süreci açısından hayati bir öneme sahip olduğunu belirtti.

Yetişkinlik döneminde ise, özellikle aile içinde kalp krizi veya damar hastalığı geçmişi olan bireylerin kardiyolojik değerlendirmelerini asla ihmal etmemesi gerektiğini ifade etti. Birinci derece yakınlarda kalp rahatsızlığı veya erken yaşta kalp krizi yaşanmış kişilerin risk analizlerinin yapılması gerektiğini yineledi.

Bu bağlamda, herkesin yaşamının ilk otuz yılı içerisinde en az bir kez kardiyoloji kontrolünden geçmesini tavsiye etti. Takip sıklığının belirlenmesinde ise kişinin tansiyon seviyesi, yaşı, cinsiyeti, sigara alışkanlığı, kolesterol değerleri, diyabet durumu ve aile öyküsü gibi çeşitli risk faktörlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini ekledi.

Kolesterol seviyesinin kontrol altında tutulmasının zorunluluğuna değinen Prof. Dr. Engin Bozkurt, kolesterolün vücut için vazgeçilmez bir yapı taşı olduğunu, ancak kandaki LDL kolesterol düzeyinin yükselmesinin damar sertliği ve kalp-damar hastalığı riskini nasıl artırdığını açıkladı.

Kolesterol ilaçları hakkındaki toplumdaki bazı yanlış algılara da değinen uzman, kolesterolün karaciğer tarafından üretilip vücudun farklı bölgelerine taşındığını, ancak genetik yatkınlıklar, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzı nedeniyle kandaki LDL seviyesinin yükselmesi durumunda damar duvarında birikimlerin başladığını belirtti. Bu birikim zamanla plak oluşumuna, damar daralmasına ve nihayetinde tıkanıklığa yol açabiliyor.

HDL kolesterolün ‘hayırlı kolesterol’ olarak tanımlanabileceğini ve yüksek HDL seviyesinin genel olarak olumlu bir gösterge olduğunu hatırlattı. Buna karşın, LDL kolesterolü ‘lanetli kolesterol’ olarak kodlayarak, seviyesinin yükselmesinin damar hastalığı riskini artırdığını ifade etti. Ancak, her birey için tek bir LDL hedefi olmadığını, kişinin toplam kalp-damar riskinin bütüncül bir değerlendirme ile belirlenmesi gerektiğini ekledi.

Doktorun reçete ettiği kolesterol ilaçlarını hastaların kendi isteğiyle kesmemeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. Engin Bozkurt, kas ağrısı veya başka bir yan etki hissedilmesi durumunda ilacı kendi başına durdurmak yerine derhal takip eden hekime başvurulması gerektiğini, gerekirse dozaj veya tedavi planının yeniden düzenlenebileceğini söyledi.

Sigara kullanımı, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek LDL kolesterol, aşırı kilo ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerin kalp krizi riskini tekil olarak değil, bir arada ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Engin Bozkurt, bu risk faktörlerinin birleşimiyle toplam riskin arttığını vurguladı.

"Kalp krizi riskini artıran etkenler ayrı ayrı incelenmemelidir. Sigara, diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol, fazla kilo, hareketsizlik ve aile öyküsü gibi unsurlar bir araya geldiğinde genel risk seviyesi yükselir. Özellikle tansiyon ve kolesterolün yüksek seyretmesi, uzun süre herhangi bir belirti vermeden damar yapısını etkileyebiliyor. Ayrıca, bazı kişilerde yüksek kolesterolün dışarıdan gözlemlenebilen bulgular arasında göz kapakları çevresinde veya diz gibi bölgelerde oluşan sarımsı yağ birikimleri de yer alabilir."

Kendine bakarken yalnızca vücut ağırlığını değil, aynı zamanda günlük ne kadar fiziksel aktivite yapıldığını da sorgulamanın önemini dile getirdi. Her gün tempolu yürüyüş, bisiklet sürme veya yüzme gibi fiziksel aktiviteleri günlük rutinin bir parçası haline getirmemiz gerektiğini vurguladı.

Kalp sağlığı için daha az ve dengeli beslenmenin, özellikle gece geç saatlerde ağır yemek tüketiminden kaçınılmasının ve paketli gıdaların tüketiminin sınırlandırılmasının kalp sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirtti.

Kalp krizi sürecinde en belirleyici unsurun zaman olduğunu belirten Prof. Dr. Engin Bozkurt, göğüs ağrısının her zaman klasik bir biçimde ortaya çıkmadığını kaydetti. Kalbi besleyen damarlardan birinin tıkanması sonucu kalp kasının yeterli oksijeni alamadığını ve hasarın zamanla ilerlediğini ifade etti.

Prof. Dr. Engin Bozkurt, kalp krizinden şüphelenilmesi gereken durumları detaylandırdı: Göğüs kafesinin ortasında hissedilen baskı, sıkışma veya yanma hissi gibi belirtilerin nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı veya ağrının kola, sırta, boyuna veya çeneye yayılmasıyla birlikte ortaya çıkması durumunda kalp krizi ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti.

"Kalp krizi durumunda zaman en kritik faktördür. Göğüste baskı veya sıkışma, nefes darlığı, terleme ya da mide bulantısı gibi işaretler varsa, kişinin kendi imkanlarıyla hastaneye gitmesini beklememesi gerekir. Hemen 112 aranmalı ve bir ambulans yardımıyla sağlık kuruluşuna ulaşılmalıdır. Çünkü damarın açılması ve kalp kasının yeniden kanlanması için geçen her saniye hayati öneme sahiptir. Bu açıdan kalp krizi açısından 'zaman, kalp kasıdır' denilebilir."

Kalp kapaklarının tedavisinde uygulanan yöntemlerin son yıllarda önemli ölçüde geliştiğini belirten Prof. Dr. Engin Bozkurt, uygun hastalar için kasıktan girilerek uygulanan kapak tedavilerinin cerrahi operasyonlara alternatif oluşturabildiğini ifade etti.

Örneğin, aort kapağında ileri derecede darlık mevcut olan ve gerekli kriterleri karşılayan hastalarda TAVI olarak adlandırılan transkateter aort kapak implantasyonunun uygulandığını belirtti. Prof. Dr. Engin Bozkurt, geçmişte kalp kapağı ameliyatlarında göğüs boşluğunun açılması, kalbin durdurulması ve cerrahi yöntemle kapak değiştirilmesi uygulandığını hatırlattı.

Günümüzde ise uygun hastalar için anjiyografiye benzer bir yöntemle kasıktan girilerek yeni bir kapak yerleştirilebildiğini söyledi. Benzer şekilde, bazı kapak kaçaklarında da uygun hastalarda kasıktan girilerek kapağın yaprakçıklarının birbirine yaklaşmasını sağlayan mandallama veya klipleme gibi girişimsel prosedürlerin uygulandığını değerlendirdi.

Kalp sağlığını korumanın, sadece hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi aramaktan ibaret olmadığını belirten Prof. Dr. Engin Bozkurt, bu konudaki bakış açısını tamamladı.

"Kalp sağlığını korumak için atılması gereken adımlar oldukça nettir. Her gün hareket etmeliyiz, diyetimizi daha az ve dengeli tutmalıyız, sigaradan kesinlikle uzak durmalıyız. Eğer şeker hastalığı, tansiyon ya da kolesterol gibi kronik durumlarımız varsa, bunları düzenli olarak kontrol altında tutmalıyız. Aile öykümüzü bilmeli ve risk düzeyimize uygun aralıklarla kardiyoloji kontrollerini yaptırmalıyız. En can alıcı nokta ise kalbimizi sadece ağrı hissettiğimizde hatırlamak değil. Kalp sağlığı için yarından itibaren atacağımız her adım, gelecekteki riskimizi düşürme açısından büyük değer taşır."

Bültenimize Abone Olun

Yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz aboneliğinizi hemen başlatın.

BianlikBenzer Haberler

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol

Kalp Krizi Riskini Azaltmak İçin Belirtileri Beklemeyin