Yeni Parti İzmir Milletvekili Deniz Yücel, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada 2027 yılı bütçesinin “Dayanıklılık, Refah ve Dönüşüm” olarak adlandırılmasına tepki gösterdi. Belediye başkanlarının tutuklanmasından bakanların denetlenmesine ve gazetecilerin yaşadığı sorunlara kadar birçok konuya değinen Yücel, ülkede hukuk güvenliğinin kalmadığını savundu.
“Dayanıklılık ölçen, ‘ha gayret’ diyen bütçe mi olur?”
2027 yılı bütçesinin adına yönelik eleştirilerini dile getiren Yücel, bütçenin vatandaşın yaşadığı zorluklara işaret ettiğini belirterek, “İsminden de anlayacağımız üzere bu bütçe, “Halka dayan” diyor. O nedenle bu bütçe “Ha Gayret bütçesidir” dedi.
“Yolsuzluk denilen illet 31 Mart 2024'ten sonra mı icat edildi?”
31 Mart 2024 seçimlerinden sonra göreve gelen yaklaşık 40 belediye başkanının çeşitli nedenlerle tutuklandığını ifade eden Yücel, belediye başkanlarına yönelik uygulamaları eleştirdi. Konuşması sırasında Denizli Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, eşi ve 17 kişinin yanı sıra Bakırköy Belediye Başkan yardımcıları ve çok sayıda bürokratın gözaltında olduğunu belirten Yücel, Çukurova ve Milas belediye başkanlarının tutuklandığını da hatırlattı.
Yücel, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile ilçe belediye başkanlarının da tutuklandığını öne sürerek şu ifadeleri kullandı:
“Halkın seçtiği belediye başkanları şafak vakti evlerinden alınıyor, elleri kelepçeleniyor, görüntüleri basına servis ediliyor ve cezaevlerine gönderiliyor. Bu konuşmayı yaptığım şu saatlerde Denizli Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, eşi ve 17 kişi Bakırköy Belediye Başkan Yardımcıları ve çok sayıda bürokrat gözaltında. Geçtiğimiz hafta Çukurova ve Milas Belediye Başkanı tutuklandı, ondan önceki haftalarda Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer ve ilçe belediye başkanlarımız tutuklandı. 31 Mart 2024'te seçilip de göreve gelen 40'a yakın belediye başkanı çeşitli nedenlerle tutuklandıkları için şu anda görevde değil, hepsi ya Yeni Partili ya Cumhuriyet Halk Partili. Merak ediyorum, acaba bu yolsuzluk denilen illet 31 Mart 2024'ten sonra mı icat edildi? Eskiden bir kişi hakkında bir suçlama yapıldığında ifadeye çağırılırdı, tahkikat yapılırdı, deliller toplanırdı, kamu davası açılmaya yeterli delil varsa kamu davası açılır ve yargılama yapılırdı; mahkûmiyet kararı verilirse kişi istinafa, temyize başvururdu, sonuç alamazsa cezasını çekmek için hapse girerdi. Şimdi bir kişinin soyut beyanıyla, bir kişinin iftirasıyla, hiçbir delil olmamasına karşın insanlar evlerinden alınıyor, tutuklanıyor ve hapse atılıyorlar; sanki herkes örgüt olmuş, herkes çete olmuş. Ne yazık ki değerli arkadaşlar, bu ülkede hukuk güvenliği kalmamış durumda.”
“Bakanlar koruma kalkanında…”
Yücel, konuşmasında bakanların denetlenemediğini savunarak Bolu’daki yangında 78 kişinin hayatını kaybetmesini, yenidoğan bebeklerin ölümüyle sonuçlanan olayları, emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntıları ve Mesleki Eğitim Merkezlerinde (MESEM) yaşanan çocuk ölümlerini gündeme getirdi.
Bakanların sorumluluklarına ilişkin eleştirilerini dile getiren Yücel, “Başka bir ülkede halkın içine çıkamayacak bakanlar bizim ülkemizde inanılmaz bir sorumsuzluk kalkanı içindeler. Bolu'da ihmaller zinciri sonucunda 78 vatandaşımız can verirken, yenidoğan bebekler 3-5 alçağın para kazanma hırsı sonucu hastanelerde ölüme gönderilirken, açlığa mahkûm edilen emekliler isyan ederken, sosyal güvenlik sistemini öven, MESEM'lerde çocuklar ölürken susan, okul önlerinde güvenlik önlemi almayan, okula sabun bile göndermekten aciz olan bakanlara dokunulamıyor” dedi.
“Mesele birkaç gazetecinin başına gelenden ibaret değil”
Basın özgürlüğünün yalnızca gazetecileri ilgilendiren bir konu olmadığını, vatandaşların haber alma hakkıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Yücel, gazetecilerin haberleri nedeniyle tutuklanmasını eleştirdi.
Yücel, basının kamu gücünü kullananları denetleme görevine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Gazetecinin yalnızca yaptığı haberin doğruluğuna, belgesine ve teyidine kafa yorması gerekirken bizim ülkemizde o haberi yaptıkları için özgürlüklerinden olmayı göze alıp almayacaklarını da düşünmek zorunda kalıyorlar. Gazeteciyi somut delile dayalı yaptığı haberden dolayı tutukluyorsunuz; somut delil bulamadı diye haber yapmıyor, bu kez de haberi yapmadığı için tutukluyorsunuz. Ne istediğiniz aslında çok açık: Doğruyu yazan tek bir gazeteci bile kalsın istemiyorsunuz. Basının görevi yalnızca resmî bültenleri aktarmak değil. Gazeteci soru sorar, araştırır, soruşturur, çelişkiyi bulur, çıkarır, kamu gücü kullananları da denetler, iktidarın hoşuna gitmeyen haberleri de yayınlar; bunun karşılığında gazetecinin tutuklanması ise siyasi bir tercihtir. Çünkü halkı yanıltıcı bilgiye müdahale edilecekse bunun yolu bellidir, cevap ve düzeltme hakkı vardır, tekzip vardır, bağımsız yargı vardır. Gazeteci gazetecilik yapmazsa toplum ilerleyemez. Bu nedenle, mesele, sadece birkaç gazetecinin başına gelenden ibaret değil, hepimizin aslında, nasıl bir ülkede yaşamak istediğiyle ilgili.”
Konuşmasının sonunda Can Atalay’ı da hatırlatan Yücel, Atalay’a yaşatılanların Türkiye Büyük Millet Meclisinin ayıbı olduğunu ifade etti.








Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol